4. Ey şehir, bize birbirimizi “harim” belletmekliğini yitirdin ya, artık şehir değilsin.

Bugün dünyada tek tip bir şehir var. Çünkü kendine güvence getiren bir zorlamayı “sorgulanmaz zorunluluk” olarak kabul ediyor şehirli. Nasıl şehirlilikse bu!..

Hatta daha derin bir kaygıyla söyleyelim: “şüphe edilmez zorunluluk” durumudur bu esasen. Güvence arzını teşvik etmeye ve sürekli olarak korkuyu uzaklaştıran yeni tedbirlere “kayıtsız şartsız teslimiyet görevi”; insani sonuçları dikkate almaksızın doğuveriyorsa/oluyorsa, bunun, en ilkel keyfi tabular sınıfından mahreç olduğu ortadadır. Şu halde kişi, hiçbir abartıya yer olmaksızın güvenlik dayatmasından söz açabilir. Güvenlik dayatması somut bir ferahlık olsun olmasın toplumun her yeni tedbiri sorgulamaksızın, güvenlik talebine boğularak/kanıksayarak teslim olduğu bir durumdur. Çünkü bu güvenlik yayımı altında gerçek şu ki, arzedilen tedbir ya yeni suni bir sosyolojik dönüştürmeye dayanıyordur ya o tabuya yeni bir güvenlik alanı açıyordur veya o tabunun bir güvenlik açığını kapatma fırsatı sunuyordur. Bunlardan herhangi birine kaydedilemediği sıra ise işte sırf [herkese] dağıtılıyor olması, değerinin yegane kanıtıdır.

Bir insiyaki halin iki türden amilinin birini mısmıl diğerini murdar görmek ikiyüzlülük müdür? Hayır. Bir tercihin farkında olmak olmamak meselesidir bu. Arsızlık, uğursuzluk, hırsızlık yapılmadığından emin olarak şehre devam ediyorsunuz ve bu emniyet hissiniz, tekinsizlikleri tehdit etmeyi vaadeden bir mekanizmanın varlığına dayanıyor diyelim. Bir de şöyle diyelim: mezkür emniyet hissiniz insanların birbirine iltica edişinden birbirine tedahül edişinden doğan şehrin bu hususiyetine mugayir hallere karşı doğal olarak engelleyici işleyen “hürmete, ihtirama” dayanıyor. İnsan olan insan hangisini tercih eder acaba? İkiyüzlülüğün daniskası, aslında, “hasbice ve hanifçe” piyasa edeceğiz mutabakatına celbolduğunuz halde emniyet adına bir mekanizmaya muhtaçlığı kabul etmektir…

Bu ikiyüzlülük yüzünden, şehirde değil bir problem içinde yaşıyoruz zaten. İnsanın kendi tabiatını terbiye etmeyi başarmak, insanın fıtratından gelen “güvenmek konusuna dair” mekanizmaları ve polisiyeyi şehrin dışına atmayı başarmak, neticede bir insan yaratmak problemidir. Bu problemi kaştarabildiğimiz anda yaşadığımız yer bir şehir hüviyeti edinebilecektir. Yoksa hiçbir otomatik ikaz sistemi bu problemi bizim için çözmez ve hiçbir otomatik ikaz sistemiyle şehir mefhumu yanyana gelmez.

Bal gibi de çözer, bal gibi de gelir diyorsanız eğer, siz “birey mefhumunun çarpıtılması numaralarını yemiş” ve “o sayede meydana çıkabilen sultaları meşru bellemiş” oluyorsunuz. Hasbice kendi tabiyatınızı terbiye etmek yerine, Sunice fıtratınızı istismar edenlerin terbiyesine tabi olduğunuz içindir zaten selamete eremeyişiniz. Selamet kelimesini kasten ve tam isabet ettiği için telaffuz ediyorum. Birey demek Türkçe’de müslüman demektir ve bu iltizam, o, birey ve müslüman kelimelerinin manalarına karşılık gelen ilk somut sonucun, şehre inkılap yaşatarak görünmesine istinat eder. Ama bireyi müfret diye tutturanlar da bi’l-akis “fert ne büyük bela” diyenler de bireyi tahrif ettiler elbirliği içinde. Biri (yani muhafazakarlar) ferdi,iskanı tehlikeye sokmakla itham ederek ve diğeri (yani liberalistler) de müfredin diyergamsızlık olarak beliren yönlerini “tarifime aklınız ermediği için size öyle geliyor” empozesiyle ketmederek çarpıttılar.

Oysa şehir de insan da birey rütbesini “selametperverlikte birlik” sayesinde edinmişlerdi. Çevresini sömüren bir iskan olan Mekke ve çevresinden sakınan iskan olan Yesrib, şehre inkılap etmişti Risalet sayesinde. O risaletin, risaletin mührü olması yani son risalet olması sayesinde. Artık haricine rai değil fıtratına tabi olmak esası ikmal edilmişti. Ve ‘feakim vecheke li’d-din-i hanifen, fetretallahi feterennase aleyha la tebdile lihalkillahi zalike’d-dinü’l-kayyimu, velakin ekserennasi la ye`lemun’ (Kur’an, Rum Suresi, 30. ayetin) ihtarına tabi olan insan, hilkatinden başka hiçbir otoriteye ve mekanizmaya muhtaç olmayacağı bilinciyle, evvela kendini ve akabinde şehrini birey makamına erdirebilirdi. Kureyş Suresi’nde tasvir edilen geçmişin korkudan emin günleri, bir şahsiyet olan “şehirlilikle” ve ilişkisi hasbiyete kalbedilen “şehirlerle” muhkem, mekin ve tekid ediliyordu böylece.

Velakin insanların ekseri akletmeyi hemcinslerinden birine ve mekanizmalara terketmekte aceleci davrandılar. Mescidü’l-haram mevkiine sahip şehreynin bireylerini “birbirlerine harim, nakip” derecesinden “birbirlerine hasım, rakip” derekesine düşürdüler. Ve şehir düştü, sulta galebe çaldı. Müslümanca yaşayanların, birey olarak yaşayanların şehri kılınmış olduğu sözde iddiasına malzeme tutulup, Dımeşk “Şam’dır bundan böyle” diye ilan edildi. Ama Mekke ve Medine’nin yani, “şehrolmaklığın ilk ve tek örneklerinin” ihmal ve istiskal edilmesine karşı direnenlerin mütemadiyen canına okundu, tekinsizliklere iteklendi. Birey de Şehir de güme gitti. Şehirlerde değil problem yumakları içinde yaşıyoruz o günden beri.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s