8. Şehir ne “günah-mübah” bilmezlerindir ne de “nimet-mihnet” ayıramazların.

Nimet Allah’ındır bilemeyenler, kendilerine rızk olanı da Allah’tan bilmezler.

Ya ancak kendi amellerinin meşakkatine katlandıkları yolda kazandıkları şeydir yahut başkalarının tenezzülleri sayesinde onlardan gelendir diye bileceklerdir o halde. Bu tür zevata ha nimet ha mihnet aynı şey gelir. Yani ne yaranılır bilinmeleri ne yaranmaları farkeder bunların. Ayıramazlar. Kezalik ekmeği yutmak için bile katlanılacak şeydir çiğnemek hesaplarınca. Oysa hiç bir şey yapmasalar bile rızk gelir. Elinden bir şey gelmeyene de gelir. Rızık yine gelmiyorsa, gelecek günlerinin tükenmesi yani ecelleri o sebepte demektir. Öyleyse bu kişi için herşey zahmete mihnetten ibarettir ve hayatında adeta nimet hiç yoktur. Börtü böcek emsal insan işte böyle bir şey olsa gerek. Çünkü mütemadiyen var edilen nimet, bu zevatın indinde “sünnetullah icabı nasip olmuyor”dur. Katlanmanın kesin sonucudur kazanç sureta. Eyyama ve maişete bendedir bunlar.

Bu haliyle adeta “can taşıyan”a güzeli-çirkini, iyiyi-kötüyü, doğruyu-yanlışı gayet tabiidir ki öğretebilemezsiniz.
Bunalımlı-kaygılı zevat var bir de diğer yandan. Bunlarsa atie bendesi tamah bendesidirler. Ötekiler ne kadar zillet hamalı ise bunlar bir o kadar telaşe tellalıdırlar. Ama yerinmezler. Ötekiler yutacak kadar çiğnenebilir ne bulurlarsa razı miskin iken bunlar ise daha massedilecek ne kaldı acaba iştihaları uğruna dolap çevirmekten ve yeni dolaplar çatmaktan yorulmazlar. Kazandıkları ne azimet ne tahammül mahsulüdür diğerlerinin aksine, bunlara göre, ne kazandılarsa elleriyle ve akletmeleriyle verdikleri/yatırdıklarının kati sonucudur. Hırçın ve saldırgandırlar. Tepinmelerinin karşılığı kazanç değil de kayıp ise, ayak değiştirirler ama durmazlar. Çünkü bu kişi için herşey gayretten ibarettir ve hayatlarında bunların da nimet yoktur… ibret de yoktur. Yaşamak için öldürürler. Zamanı öldürürler, mecali öldürürler, canlıyı öldürürler. Durmadan öldürürler. Önündekini kapar ardındakini teperler. Ölmeleri ise bir beklenmedik andır, aniden ve görünmeden gelen bir kazadır. Canavar emsal insan işte böyle bir şey olsa gerek. Çünkü mütemadiyen var edilen ganimet, bu zevatın indinde “gayretü’n-nas için mutlak sonuçtur”. Devinmenin ve kabzetmenin kesin sonucudur kazanç onlar göre. Hesap tamam ise hiç bir şey hesaplanan sonucu engelleyemez veya hesap tutmadıysa mutlaka biryerlerde bir hata vardır. İktisaba ve irtikaba bendedir bunlar…

Bu haliyle sureta “can artıran”a da güzeli-çirkini, iyiyi-kötüyü, doğruyu-yanlışı gayet tabiidir ki öğretebilemezsiniz.
Temel bir marazda eşittir bu iki tür insan. Ne helali bilirler ne haramı ve de Allah Rızası’nı. Dolayısıyla şehri de bilmezler. Bunlara göre şehir ya sığışılınacak, istimal edilecek yerdir nimet-mihnet bilmezlere yahut söğüşlenecek, istismar edilecek yerdir günah-mübah bilmezlere. Bunların yaşadıkları güya şehirler izmihlale mahkümdur. Ahval ve etraf; nimet bilmezler için “ne yapalım öyle işte” durumundadır, günah bilmezler için ise “ne olacaktı ki başka” durumundadır. Oysa “hiçbir şey olmayabilecekken, yani kendileri bir hiç olabileceklerken” niye var olduklarını akletmezler bu insanlar.

Ezcümle şehir ne gecekonar’ı ne göğekonar’ı kabul eder. Gecenin ve göğün sahibi vardır, şehir bunu bilir buna gelir. Ve gecenin de göğün de gerçek sahibi şehre gündüzü ve yeri tahsis etmiştir.

Şehir yerini bilmekliktir, Şehir için insanı bilmek bir ilktir. Şehir şehir bilmektir Şehir insan bilmektir Sen şehrini bilmezsen Bu nice oturmaktır… Bu nice kurulmaktır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s