29. Şehre ve ülkeye teşkilat-ı esasi vaz`ı yahut eshab-ı nüfuz’un saltanatı.

Her şehrin meclisi, hemşehrilerinin meşveretinden mahreç inkısam ettiği şuabat-ı idareyi icraa layık addettikleri vekilleri vasıtasiyle şehri idare eder.

Pek yüksek bir olgunluğa erişmiş insanlar olmalıyız ki işbu beyanı bir mekinlik tebarüzesidir diye üstümüze almaktayızdır. Gerçek mi bu? Değilse bile temenni düzeyindedir ancak diyebilmekte miyiz? Ben bu temenniye telaffuzen dahi katılan bulabileceğimize ihtimal veremiyorum fakat.

Teşehhut – takattül ayırdedilemez nice vakıa ve hadiseye maruz kalır, haberini alırken nasıl bir hesapla tahmin yürütelim de, “evet temenni sahipleri vardır aramızda” diyebilelim? Çok güç! Bir zamanlar İstanbul Suriçi iki tane şehre taksim edilidururdu. Eminönü ve Fatih. 2008’den beri o arazi tek bir şehir kaydedilmiştir: Fatih. Eminönü mülgadır. Hobyar Mahallesi ibaresine ismi yapıştırılmış durumdadır… Hobyar Eminönü diye. Niye, nasıl? Nasıl oluyordu da iki şehir duruyordu o arazi ve niçin şimdi teke indirildi? Tenzil midir, tefvik midir ne gösterir bize iki halin tetkiki yapılınca öğreneceklerimiz?! Öyle yahut böyle olduğunu öğrendik diyelim. Bu yap boz – boz yap isabetlidir ya da değildir, ama, o tetkik neticesinde “meşveret işletilmiştir” diyebilecek miyiz? Evet ise o meşverette hemşehri resm-i tam temsil edilebilinmiş midir acaba? Bi’l-akis meşveret değil meşe’met icraı keşfedilecektir burada bulacağımız cevaplar sayesinde. Bulacağımız sureta meşveret fakat adeta meşerrettir tam, telmihan…

İçindeki şehirlerden mürekkep bir vilayet kıt’ası mesabesine tebdil olunan İstanbul arazisine kıyısı bulunan Karadeniz ile Marmara denizlerine geçiş veren bir kanal açılmasına karar vermiş Başbakan. Ne hakla? Hangi istişareyle? Bir liyakatle mi? Bir salahiyetle mi? Beykozlu’nun Çemişkezek şehrine müdahele karineleriyle bir emsal midir de bütün ülkenin Başbakanı sıfatıyla yani Çemişkezek’e de iştigal ederlik salahiyetine dayanarak Beykozlu’ya, Silivrili’ye danışmaksızın… tesirlerini hesap etmek busbulanıklığına rağmen 30 küsur şehrin haliyle ve istikbaliyle oynamak vekalete mi sığar? Yoksa müddetli despotluğa mı sığdırılır bir tasarruftur şu örnek!? Bir araziyi vilayet kıt’ası taktir etmekten daha ötelere çekmek demek olan Büyük Şehir Belediyesi vazları, kanal açmak gibisinden emr-i vakilere zemin olmaktan başka bir şey için midir nihayette? Kanal, örneklerden biridir. Ya Haliç’e… yani dün altı tane bugün beş tane şehre kıyısı olan bir yarı açık suya vurulan kelepçelere ne demeli! Kıyılarının istimalini, katiyetle “inhisarlara men edilmesi” fıtraten mazbut sulara sahip şehirlere sormamak, o şehirlerden istida, arz-ı hal, şikayet beklemeksizin ve iğfalden korunaklı vicdan ve reylerden hareket almaksızın bu türlü icraatın ne liyakatle ne vekaletle alakası olabilir. Boğazlar’a köprü yapmak da bu cümledendir.

İtiraz ve ihtilaf edenlerin ise şehirle ve hemşehrilikle alakası bile teşhis ve tesbit edilebilemeyecektir böyle bir idare-i maslahat dahilinde. Bu şüphe, şaibe, dayatma, körlük ve mekanına karışamazlık acayipliği şehirlerimizin teşekkül kanunları olmadığındandır. Bir “seçmecedir” gidiyor. Habire seçiyoruz. Encümen seçiyoruz, mebus seçiyoruz, vekil seçiyoruz. Bu seçmelerimiz “şehirlerimize başkaları karışsın ve kimin karıştığı da belli olmasın” diye yaptığımız seçmeceler midir nedir!? Seçme Kanunları, Belediye Kanunları ve Arazi Taksimi-İfrazı Kanunları ile şehirlere vaziyet edilemez yani. Mezkür örnekler işbu lakaydilik derekesine yuvarlanışımızın Şehir Kanunları ihdas etmeyişimizden olduğuna dair birer delildirler.

Vekil, mebus ve encümen intihabı ile memuriyet tayinlerinin hiçbir rüçhan ve vesayet müşterekliği ve müfterekliği taşımadığı ortada apaçık durmaktadır. Nüfuz çeşitlerini kendinde dercetmiş bir ekip hiçbir ehliyeti için teklif edildiğini gösterir bir berat edinmeksizin güya seçtiğimiz yolla gelip şehirlerimiz hakkında karar veriyorlar ve inşa-icra aşamalarını/kararlarını ilan etmeyerek bile tatbikata koyabiliyorlar. Onlara itiraz edenlerin durumları da aynı zeminden yükseldiği için ikazlarının hiçbir kıymet-i harbiyesi tecelli bulmuyor.

Ezcümle… şu anda ammen Türkiye’de ve taksim taksim şehirlerinin hepsinde bir gizli-hileli saltanat rejimi yürürlüktedir. Eski sultanlar hiç değilse “beni siz seçtiniz” yalancılığı yapmıyorlardı ve onlara “il mi yaman bey mi yaman” diye çıkabiliyorduk. Tabip yahut avukat ya da öğretmen hizmeti seçme raconlarıyla “idare ehliyetine emniyet” aramak arasında ne fark vardır bilmeyene anlatmak mümkün değil tabi!.. Şunları da okuyunuz isterim:

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s