31. Arzu ve hesap peşin madem, dem a dem şehirli coşan adem.

Aleni, bariz, apaçık olanı bir de üstüne basa basa açıklamak zorunluğu… işte şehirli olup da bahtsız kişi düşmek o demektir. Zira kamuda edip eyliyordur o adem. Mübarezeten ve bi’l-irticalen ama nasibeti izahtan vareste durayazaraktan devinim sadece şehre ait mecrada vakidir.

Hali, iştigali herkese malum ve haline, meşguliyetine nerede, nereden, ne zaman kimin katılacağı bellidir şehirlinin. İşbu minvalde ne işlerdir bir mekanı şehir kılan? İşlerin işbu minvalde seyrine imkan veren şartların tevlidi şehri sonuç verir. Bu ne demeye gelir şehir mevzuu dahilinde? Adem’in meşguleleri Adem’i bir şey demek noktasına getirdiğinin işaretlerini veriyor da Adem “bir şey demek için dünyaya geldiği”ni es geçiyorsa şehirli olamaz. Şehir doğmaz…

Manzarasına kabataslak, tabii, icbari, harc-ı alem, ammi olan galip iken insan mekanı, orası köydür. Orası kabadır. İnsan ne demek için dünyaya geldiğini şehre doğru ilerlerken açıklar. Hani şu seyrelmemiş, külçe bütün, müfredatı temezzüc halinde bulunduğu mahalde bütün işleri görmek yükü altında iken büsbütün terkiplerini teşhis ve tefrik ede ede şehre doğru istikbal yaşar. Köyden karyeye, kasabaya nihayet şehre doğru ikmal yaşar. Kabalık içinden tahriç edilen seçilerek öne çekilen “yapmalar” artar. İşler incele incele çoğalır. Ve o mahallin kahramanları incelmiş işlerden, kendi inceleyen rasatıyla keşfettiklerinden birini kendine iş edinir. Vaziyetin gerektirmeleri peşinden gideduran insan-adem peşin arzu ve peşin hesap koyar önüne artık. Ve şehri hem doğuran hem beleyen, büyüten bu adamdır.

Hangi meşgalenin hangi iştigalin içinde mündemiç durduğu tafsil edilemeyen mekanlardaki mecraların münderecatının tesbit edilemediği süreler zarfında, adem, “yapmayan fakat sadece uyan ya da en fazlasından vaziyet eden” herhangi bir canlıdan ibarettir. Tabii sürecin bir müstahzarı hatta bir uzvudur o insan.

İnsan, yapan canlıdır elbette. Yapmaya emellenen tek canlıdır çünkü. Kezalik yapmak azm-i farikası sayesinden emellenmeye müntazır, hazır ve amededir. Kendinden, kendi içinden bir şey meydana çıkarmadıktan sonra insan tabiatın ceminden çıkıp “kişi” mertebesine, makamına yükselebilemez. O öyle kişidir ki özü, gürleşmeye atılır ve “özgürlüğünü” ispat eder. Yani şehir şehrperesti şehrperest şehri istilzam eder. İnsan bi’l-kuvve şehrperverdir, coşar. Nihayet insan bi’l-fiil şehirdir, şehirşinastır. Ya değilse nedir?: Köledir, tabiyata bendedir. Bu insanın şehirde yaşaması mümkünse bile şehri yaşaması kabil değildir.

Şehirden yani aslında şehir görünümünde insandan bahsetmek ilana, ibraza, apaçık olana ilişkin konuşmaktır bu yüzden. Ne olduğu bellisiz bir heyulanın herhangi parçası olandan bahsedip kalmak; esasen olduğu şeyi çağırmayıp/çığırmayıp o şeyin sahtesini/sahteciliğini sürdürmeye takılı kalmaktır… bahis insansa eğer. Ve “o güya insan”, işte şehri iğfal eden insan o insandır.

Şehirde bulunuşunu gerçekten hissettiğimiz insana hemşehri diyebiliriz ancak. Buralı… yani şehirli sayılmak bakımından her türlü hakka sahip kişidir bu kişi. Ama maalesef şehir köyden de geriye düşmüştür artık. Mütevazılar ve rençberlerle doludur artık. Haliniz ayan hepinize fakat aleni, bariz ve sarih olanı yitirdik. Çünkü yılgın, geçkin, yorgun ve düşkünler yurdu ettik şehrimizi. Taşkın mı coşkun mu karmakarışık ettik çehremizi. Hangi arzu ve hesapla hangi işin peşinden gittiğimizin izahı müşkül zira hatta.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s