33. İşi şehir yapmak olan adamlar ile işi şehre varan adamlar arasında.

Eğer bütün beşeri birikimlerinden mürekkep sebat ve istikrar bir istidat kuvvetine yükselmişse, artık o ahalide “ezberden çalışarak işleyebilen mensupları bulunsun diye” falanca filanca mühendisliğine memur yetiştirebilinir. Mesela imar ve iskan mühendisliğine. Aksi hal ise bizdeki “şehir plancısı, mimar ve inşaat mühendisi” mezun (!) eden okullaşmamızın tam aynısıdır. Aksi hal bizden akseden haldir de hal-i sürur ne gibidir, kimlerdeki gibidir, nerelerdeki gibidir? Rollere tecavüzü meneden ama o rollerin hepsinin haricinden gelip fevkü’l-saireden belli bir otoriteye riayetin kanıksandığı toplumlarınki gibidir. Bu toplumlar ise bir diğerinden az farkları olan Avrupa, Hint, Çin toplumlarıdırlar. Sürurları bizi cezbetmiştir fakat bizler deryadan habersiz birer balık olmadığımız için… yine balık benzetmesiyle söylemeyi yerinde bulursanız arzedeyim; kulağına kar suyu kaçmış balık gibi semelemişizdir. Ne yazıktır ki, serim semelek dolanıp durmaktayız nicedir.

Bugün dünyanın her şehrinde, bir yere seyirlik ve ferahlık amacıyla bahçe açma yahut çarşı-pazar alanı ve atölyeler sitesi kurma kararı o şehrin sakinlerinin iradeleri dışındadır. Ortaklaşalık, anonimlik ve şehir evrenseli icabı her bir meskünün insiyakına, itiyadına muvafık müşterek meramları teşyi eden vekalet ehline bırakılmış birer iş midir de bu konular onun için mi tek tek iradelere sorulmaz? Zahirde öyledir. Fakat vaziyet gerçekte mevazı gasbedenlerin “hevesleri ve hesapları”na tabidir. Bunun böyle olduğu, “yapma kararı”nın bir “yıkma kararı” ile beraber alındığı zamanlarda meydana çıkar. Çarşı yıkılır ve bahçe yeri yapılır da niçin o çarşı kaldırılmalıdır izah edilmez. İlganın izahı aslında ihdasın izahıdır hep…

Bu izahlardan, çıkşa çıksa çarşı halinden hak ve imkan sahibi kişilerin “şu yapma kararına” ikna edilmesine azmedildiği ve yeni hale dayalı fırsatçılığa yeni kişileri davet niyeti açığa çıkar sadece. İtirazı aşırıya götürenleri durdurmak ise bu kararı alanların hiç zorlanmadıkları bir küçük meseledir. Sanki değişmesini istemediğin “mümkünler” bir zamanlar iştahına sunduğumuz “fırsatlardan bir fırsat” değilmiş gibi davranmaya mı kalkışıyorsun muahezesi, o muterizleri susturmaya yetişir. Böylesi muhavereler muktedirlerin döndürttükleri birer dolap değildir de gerçekten o şehrin birer müştereği, anonimi ve evrenseli dahilinde cereyan eden sevk-i tabiiye ise eğer, bu takdim ancak ahalinin rollerinin ya mecburen müşteri olunan iştigaller olmasındandır ya da muhayyeren iştirak edilen iştigaller olmasındandır.

Düğme imalatıyla meşgul bir kişisiniz diyelim. Müşteriniz kim? Müşteriniz aynı zamanda imalathanenizin yerini, binasını, cihazlarını, çalışanlarını ve benzeri müştemilatını belirleyen ve düğmecilik haricinden biridir bugünkü günün vekaiindeki gibi ya da müşteriniz, perakende muhtaçlardan birileri ve muhakkak başka imalat gailesinin ferdidirler ki bu kişilerin sizin şu iştigalinize ilişkin “belirlemelerinize” karışmak haddi yoktur. Bu memlekette yakın tarihli öncemizde (mesela) “tütün” rençberliğine koşulmaya müşteri olduyduk daha yakın tarihli öncemizde ise tütün mülga ve (mesela) “rulman” rençberliğine koşulmaya müşteri olduk. Tütün istihsali veya rulman imalatı bizim “muhayyeren iştirak ettiğimiz” işler olmadığı için o iştigalin yerini, tesislerini, cihazlarını, çalışanlarını tanzim eden kararlar da bize ait olmayacaktı elbet.

Teferruat ve tafsilat ezici geliyor, sözü uzatmadan söyle diyenlerimize uymayı tercih ederek kısasını ve netini söyleyeyim. İşler, şehirler, adamlar arasındaki bağlantının teferruatı ve tafsilatı için tuttuğumuz kalemi size sonra arzederim: Bizim tersane (darü’s-sınaa) kurmak ile baruthane (yahut saraçhane) kurmamız arasında büyük fark vardır. İlk tersanelerimizi kurarken “müşterek meramlarımızı teşyi eden vekalet” namusluca işliyordu. Fakat baruthanelerin kurulması “müşterek meramlarımız ile vekillerimizin meramları” arasındaki namusun bozulması akabinde vuku bulmuştur. Elin gavurunun mill (değirmen, fabrika) kurması ile üniversiteyi, çarşıyı kurması ve bahçe açması arasında ise hiçbir fark yoktur. Çünkü onlarda vekalet yerine vassallık caridir. Yani bize has şehir kurmamız ile gavura has şehir kurmamız arasında, ayık kalmak ile balıklaşmak arası gibi büyük bir fark vardır. Ama gavurun böyle bir sorunu hiç olmamıştır. Çünkü onlar hiçbir zaman adam olabilememiştir.

Şimdi… “işi şehir yapmak olanlar” ile “işi şehre varanlar”ın arasını açmaya boşu boşuna uğraştığımı iddia edenler takkeyi önlerine koyup bir daha düşünsünler.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s