35. Bir şehir karakterine tutunmak için önce iş tutuş karakteri edinmek gerek.

Başından sonuna bütünüyle size teslim edilse hiç tereddütsüz, yüzünüzün akıyla altından kalkabileceğiniz bir mesleği yahut yetkinliği haizsiniz. Yaşınız kaç oldu? 45 – 50 civarı olmalı. Mesleğinizde bu seviyeye gelene kadar çok iş yaptınız. Peki… yaptınız mı gerçekten, yoksa bu saatten sonra yapacaklarınız mı ‘işten’ sayılmalıdır! Kendinizi kandırmanıza bile razı olamayız ya gerçek, cemiyetimizi kandırmaya daha fazla devam etmeyiniz. Çünkü ilk iş teslim edişiniz ile… şu, yaşınız kemale erdiği zamanda teslim edişiniz arasında çok çok büyük fark var. İtiraf etmenize ihtiyaç duymuyor bu hüküm. Zira teville tezkiye edilemez surette ayan beyan ortadadır ki ‘iş diye teslim ettikleriniz’, bi’n-netice şikayetlere, tazminat taleplerine, ilenmelere konu olmaktadır. Sizi müeyyide infazından kurtaran da, mürur-u zaman değil, hesabını çıkarmak imkansızlığı değil, nüfuzunuz da değil; katiyetle eminsiniz ki sizi kefaretten emin kılan ‘ilk taşı atacak günahsızı bulmak’ imkansızlığıdır. Tencere dibin kara, seninki benden kara.

Bir insandan utandırası, bir maldan yazıklandırası bir zahmetten hayıflandırası duruma düşmenizden sizi esirgeyecek önderiniz olmadı hiç. Öncelikle cemiyet adına maslahatgüzar ve özelde de sizin adınıza bir mihmandar bulundurulmamışken girdiğiniz meslekte, başka türlü neticeden bahsetmek kabil değil zaten. Kala kala ve telaffuz edilmese bile bi’l-fiil iş tecrübeniz ‘önündekini kap, ardındakini tep’ terbiyesinden neşet edebilecektir sadece. Bütün itiyatları ve gam-kasavetleri bu terbiyeden mütevellit insancıkların oluşturduğu zümreye ne esnaf ne zanaatkâr ne sanatkâr ne âmir ne âlim ne hâkim diyebiliriz. Bütün muhabbeti ve ilticaı aralarına et parçası atılana kadar vaki veyahut ikaza/ihtara varana kadar ancak sürur sürdürebilen mahluklara benzer bir sürü bir güruh çoğalmaktadır cemiyetimizde. Tel maşa, yalap şalap, uydurmaca kaydırmaca bir iştigalle yuvarlanıp gidiyoruz hep beraber. ‘Halk’lığımız, üstümüze yapışık zamirimiz olan ‘halk’ rivayet edilişimiz bu hüviyettedir maalesef. O ana kadar… kazıktan geçtik bir kalem ucu bile sivriltmemiş 18-20 yaşındaki çocuklara bebeklerimizin öğretmenliğini teslim ediyoruz. Hakeza 17-18 yaşındaki çocuklara oğul uşak sahibi adamların kumandanlığını teslim ediyoruz. Hastahaneleri, karakolları, gümrükleri, uçakları, gemileri, trenleri hatta. Felaketin ucu uzun: emsali kanunî olmuştur ki, çoluk çocuğa teslim etmişiz gitmiş elden meclislerimiz. Belediye meclislerinden, şirket meclislerine, oradan da millet meclisine kadar hepsi hem de…

Diploması var diye ve diplomasıza yasak edilerek cahile terketmişiz işlerimizi. Üzerimizde çıraklığından çıkacak ve kalfa edeceğiz de ustalaşacak mı sanki! Bozuk işleye işleye eline gözüne kabalık yer etmiş, şirazesi laçka, şakülü çarpık sözde ustalar türeten ‘istihdam mekanizması’ istikbalimizi tüketiyor. Refakat, vesayet himayesinden murakabesinden mahrum acemilere mesela 5 yaşındaki çocuğu talebe yazınca ne olur? 5 yaşındaki çocuğa davar çobanlığı ettirince ne olur ise o olur elbet: ya yardan kayarız ya dereye batarız ya kurt kapar ya atmaca aparır bizi.

İcazet himayesinden mahrum iken işbaşı yapan bir nesle terkedilmiştir ülkemiz. Giderek hal öyle raddelere varmıştır ki, iltimas himayeciliği edinmemişseniz eğer kağıtlarınız tamam olsa bile ‘istihdam saymacasına’ adınızı dahil ettiremezsiniz. Kendisini en çok alanda ve en kolayından iltimasla donatacağına kanî olunan (!) siyasîleri ‘hâmi’ mertebesine yükselten bir kalabalık peydahlanır gider… gitti gider yani, iflah olmaz dedirtircesine.

Meslekî tenasül yok. Mektepde talim ve tatbik yani bilişçilik sefillik ve sefahat içinde. Bir de üstüne ‘dijitalleşme ajandası’ kapıdan bacadan zorluyor. Hadi gelin de siz başarılı bir ‘bilgi toplumu dönüşümü’ manevrası çevirebilin bakalım. Ömründe bir sayfa kadar bile ‘kayıt kürek’ görmemiş… tutmuşunu aramayın, ‘kıymetli evrak’a ancak bakar kör kalmış (sözde) bilgisayar programcılarımız yazılım geliştirecekler de biz analogdan dijitale dönüşümü başaracağız ha! Aynı sıra… bir gün süreli gündelik hayat eylemlerinin bile akış diyagramını çıkaramayacak (sözde) sistemci diploması sahipleri yenideki ‘iş süreçlerimizi’ inşa edecekler ha!

Türkiye’nin ‘iş tutuş karakteri’ edinmek ihtiyacı vardır. İşbu ihtiyacı tesbit için nitekim böylece ağır konuşuyorum. Tesbitim teklifimle tekitlidir. Ez cümle mecburen teknoloji sendikasyonu hukuku vaz etmeliyiz. Tabi sadece belediyelerimizin altından kalkabileceği bir müessese kurarak bu hukuku faraziyeden ameliyeye yükseltebiliriz. Bakınız isterseniz: teknolojisendikasyonu.wordpress.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s