55. Belediyenin şirketi “yaşam merkezi” kuruyor… yaşam merkezi !?”^$%&’()=/*

Hane’den Hücre’ye. İkametgah mülkiyeti bütün iken parçalaya parçalaya hücreye vardırdık onu. İskan mimarisi gailemiz artık haşerat kolonize plantasyonuna yozlaştı. Karıncalardan ve arılardan da aşağıdayız. Çünkü onlar, aralarından birilerine yaptırıyor nizamiye nöbetini, tamirat nöbetini, temizlik nöbetini. İmece ise hayvanat harcı mesabesinde bundan böyle. Apartman veya site veya toplu konut veya küme konut veya uydu kent tastamam birer bu türlü plantasyonların müşterek meşrutasına dair konuların ve köşelerin işleri orada kolonizör olmayan kişilere… oraya ait olmayıp orada “hizmet akdiyle” ilintili bulunan kişelere yaptırılıyor. Daha da aşağıdayız çünkü imarda ve iskanda “anonim” dediğimiz “özerk evrensel” dediğimiz alem, o alemin tafsilatı ve münderecatı kuvvetindeki “ahenk”in dışından bir iradeye… yani bir şirkete terkediliyor.

Zaten apartman, site, toplu konut, küme konut, uydu kent, ilahiri bu yozlaşmanın encamından. Orada “muhtar”ın yeri yok. Çünkü orada yerleşenlerin ihtiyarı yok. Mahalle değil ki orası. Mahalle olsa ihtiyardan eser bulurduk. Bulamayız çünkü ahval yok orada. Tek tip bir “hal” var zira.

Allah bir milleti kaldırıp yerine başka bir millet koyuyor. Bela var ama bu tadilatta. Ne bera ne vela, tastamam bela.

Şu düşüklük, zillet, izmihlal, rezillik, kepazelik Avrupa’da bile “zaruret ve zulüm” sonucu vardır. Peki bizde niye var olabiliyor? Allah biliyor ancak!..

Tek şatolu tek malikaneli yerleşmenin odağında monark var. Monark mülkünün iskana ayırdığı kısmında mukim eşhasa bir pavyon bir daire bir konut bir dükkan veya işte her ne şube takdir ettiyse onu tahsis ediyor. Başka monarkların şartları da aynı. Bunlardan bir ittifakla “kıta” vukua geldiyse oradan mütevellit bir site tebarüz ettiriliyor.

Apartmanların ilk örnekleri Büyük Monark’ın sarayıdır. Sarayın falanca kanadı tamamen veya o kanadın falanca katı bir pavyon olarak küçük monarka, bankere, sefire, generale, müdire, erbaba, vekilharca… bilmem her ne haltın mahiriyseler işte onlara ve ayrıca “kullara” tahsis ediliyor. Bu örnek daha sonra bir tür “rant işletmeciliği”ne vesile oluyor. Sarayın dışında duran iltizam ve zeamet şatolar saray kompleksine biblo hacminde benzeyen ruhsatlarıyla ama Büyük Monark’a haraç ayrılan apartmanlar şeklinde inşa edilegeliyor. Çevrik duvar gibi yükselen katlarında birden çok daire açılıyor apartman essam bu yeni şatolarda. Böylece bir avluya sahip oluyor apartman. Avlunun girişi olan bir koca kapıdan sokağa bağlantılıdır o apartman. Bu büyük kapı yapının güneyindeyse eğer katlara çıkılan merdivenleri taksim eden kuzey kapısı, doğu kapısı, batı kapısı da avluyla bağlantı kuruyor. Yani Frenk Sarayları’nın birer kopyası ve uydusudur özde şu her yerde bitiriverdiğimiz apartmanlar, bloklar, siteler. Frenk yaşamının merkezi bunlar. Almanlarınki, İngilizlerinki çok az farklı ama yine aynı şeyin kokusudurlar. Amerikan tarzı da… biliyorsunuz tower diye isimli, residence isimli.

Belediyeye nezaret edenler ve onların başındaki güya emin şahıs ve ona muavenet eden güya encümenler ne yaptıklarını biliyorlar mı? Bizim yaşamımızın merkezi hanedir. Ve hane hiçbir mehaz ve mevazda “hisseden mahreç” olabilemez bizde. Hane müstakildir. Hisselere taksim edilmiş bir duvarlı sınır içi araziye yükseltilen apartman bloklarından müteşekkil sitelerin hücrelerine hane diyemeyiz, ev diyemeyiz. Bize bunu dayatanlara ise Türk diyemeyiz. Ya Amerikan’dırlar ya Alman ya Frenk ya İngiliz. Fakat katiyetle Türk değil bunlar. Bu tıynetin devlet kuruşuyla evcik kuruşu bir tutarlı süreç mahsulü olmak ilişkisi arzediyor. Ama bizim devlet kuruşumuzla ev kuruşumuz da bir tutarlı tercih mahsulü idiler bin yıldır. Ve bambaşka iki tecrübe tebarüz ettiriyor tarih… evlerimizle devletimizle onların devletleri ve evlerinin farkları örneğinde. Demek ki “Yaşam Merkezlerinde” yaşayanlar da Türk olmasa gerek. Fakat Türk olsalar inşallah demek de gerek. Bunu demenin şekli de yeni bir imar ve iskan ve tapu kanunu vazetmektir, mahalle kanunu ihdas etmektir, değil mi? Bu öneride bulunmak için iş işten geçti diyerek beni “tuzlamaya” kalkmayın lütfen. Dün bu yolakların önce paravan bankalarla ve sırasında aşikare hükümetlerle ve gele gele şirketlerle açıldığını yürütüldüğünü ben de biliyorum sizin bildiğiniz gibi. Fakat belediyeler ile şu üçü arasında büyük farklar vardır. Bu yoz yolakları belediyelerden uzak tutmazsak “memleket” gitti gider çünkü. Bu bağıntı gerçektir çünkü bizim gerçeğimiz belde ile devlet arasında geçerlidir, gereklidir, yerindedir ve yeterlidir. Bankalar, hükümetler, şirketler teferruattır ve o asıl gerek, gerçek, geçer ne kadar diriyse o kadar az zarar verebilirler bize ve yeri geldiğinde yeterli şekilde onları tedip ve tadil edebiliriz… beldemiz Türk ve Türkçe kaldığı sürece. Aksi halde mazallah efendim.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s