66. Aklı eren orada tırnağı erişen şurada, ben varım bir tek burada.

Rahmetli Anneciğim “aklı eren göle yatsın” derdi. Yanı sıra “tırnağın varsa sırtını kaşı”. Döşek kiminse uşak onundur. Ben annemin döşeğinde doğdum. Onun oğluyum, uşağıyım. Durduğu, dikildiği yerden söyler insan sözünü. Akıl, “bağ”dır, “bağlantı”dır, “bağıntı”dır. Matematikte formül ne ise odur akıl. Eski ibarelerle… akıl odur ki riyaziyede, o gazaimat olur. Geliri gideri, gelişi gidişi, geldiği gittiği bellisiz bir iş işleyene sorulur: “hiç akletmez misin”, “hangi akla hizmettir bu ettiğin”. Bir durduğu dikildiği yer olmaya kişinin, ne o kişinin ne işinin hayrı da ayarı da aranmaya elbet mealinde yani. Bağın, bağlantın, bağıntın var belli, çünkü durduğun, dikildiğin bir yerin var. O yerin oğulları, uşakları da birbirinin sırtını kaşır. Olur a kaldıysanız eğer yalınız, elbet tırnağınız erişecektir bugün-yarın sırtınızı kaşırsınız. Yeter ki siz yerinizi elden kaçırmayınız. Tırnağınız yok diye yerinip; her kendi işini kendi görene katılmayınız, “gemisini yüzdürene derler kaptan” özendirmesine de kapılmayınız. Durmaktan/dikilmekten erinip; her uzun tırnaklıya da sırtınızı dönmeyiniz. Yani ne acele etmelisin ne beleşe gitmelisin. Sabretmelisin, hayretmelisin. Bahusus “akıllım, tırnaklım” “sen kaşındın ama” der ve sıyrılır hemen.

İşlerle insanlar ve varlıklarla insanlar arasındaki hukuk o insanın durduğu yerden, dikildiği yerden naşidir. Duruşundan ve dikilişinden neşet eder. Fakat dik durmak nedir, diklenmek nedir karıştırılmıştır zihinlerde. Ve hukuk neyimize ne şeydir keşfedebilene aşk olsun artık bundan böyle. Sırasında hukuk gürültüye boğulunca üzerinde duracağımız, dikileceğimiz yer de kayar ayaklarımızın altından yahut kayar ayaklarımız o yerden elbet. Ulvi ve kudsi değilse durduğunuz yer sufli ve kesbi bağlardan başka bir şey değildir aklınız…

Hayata, maddeye, beşere değil, hukuk; takvaya bağlıdır. İnsan hakları, çocuk hakları, çevre hakları, kültür hakları ilahiri gak guklar hilkatle, fıtratla değil sadece ve sadece süreçle irtibatlıdır. Hikmeti muhtelif talimatlara mağlup etmeyi emrediyor. Yönetime katılma hürriyeti, öğrenim hürriyeti, çalışma hürriyeti, yerleşme hürriyeti, seyahat hürriyeti mülahazaları ilahiri bir insanın yaşı ve mevkii değiştikçe hürriyet davasının da değişeceğini emrediyor. Bu hezliyat “işittik itaat ettik” safiyetini, hasbiyetini iğfal ediyor. Hakların ve hürriyetlerin bir kısmını muşahhas bir kısmını temsili takdir etmek hukuktan başka bir şeydir. Haklar ve hürriyetler istikamet meselesidir. Mevzi konulardaki “şey” tasdiklerine indirilemez kıymetleri birer ayrı meleke/maharet techizatına dönüştüremezsiniz. Mesela “Ticaret Hukuku’nda Şey” ile “İnsan Hakları Hukuku’nda Şey” aynı teraziye çıkarılamaz yani. Bu tahrifat yüzündendir ki, hukuk, ulemayla umerayla udebayla oynanan bir köşe kapmaca oyunu kuralları derekesine düşmüştür. Ulemanın, umeranın, udebanın birbirlerine sundukları… rüşvet benzeri rıza beyanları ve yardakçılık vaatleri manzumesiyle bir emsal görülmektedir artık hukuk.

Şehretmeyi mi şirketleşmeyi mi teklif ediyorsunuz, şimdi bir kere daha düşününüz “yaşadığımız yer hakkında”. Üzerinde durulabilinir, dikilebilinir yer olarak bir şehir mi yoksa bir şekilde yaşayabilenlerin şehrini mi istiyorsunuz?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s