68. Ahlakın izahı cazibesinde fikrin sihri dölünde.

Vicdan ile Zikir münahecesidir bu cümle. Vicdan nedir?: Ahlak izahını cezbedici bulmak halidir. Zikir nedir?: Fikrin sihrini döl bellemektir. Cezbesi olmayanın dölü tutmaz yani. Şehir mebahisi bir meşveret meclisi hacminde ehemmiyet kazanamıyorsa, bu, şehir izahlarının vicdan bulamayışından ve dolayısıyla şehirle ilgili öne sürülen fikirlerin zakir bulamayışındandır.

Vicdan ve de zikir sahibi olmayan kişilere anlatabilinir bir mevzu değildir şehir. Şehri anlamak güçlüğüne garkolmuş kişiyi, o güçlüğü aşmasını sağlayacak açıklamayı işittirmek için “hukuka davet etmek” nafiledir. Çünkü o kişiye “anlamasının önündeki güçlüğü açıklamak” mümkün olmalıdır öncelikle. Anlama melekesi olmayana yönelip tahakkuktan söz etmek muhakkak nafiledir yani. O kişide “bilmek melekesi” baliğ olmamıştır zira. Sözünüze bir karşılık bir çağrışım bir eşleştirme yani “intikale müsait” bir bilgisi var sanmayınız o kişide. Çünkü bilgi öğrenilendir… “şeyi anlamaktaki güçlüğü açıkladığımız zaman” öğrenilendir.

Maalesef, tahsil ile taklit arasını tefrik edemeyen kişilerin elinde kalmıştır bugün şehir. Hatta hiç ders almamış kişilerin elinde… İddia ediyorum ki “hukuk ile mekanizma arasındaki farkı düşünmüş” bir tane bile adam yoktur kalemiyede, seyfiyede, ilmiyede bugün. Ama şehir bunların elinde bugün. Ve şehirli de taklidini tahsil sanan ucubelerden ibaret.

Şehir ve tahsil.  Birbirini mukteza iki kavramdır bizde bunlar. Fakat “sihri kalmamış bir söz” olarak duruyorlar eskimekte olan eserlerde artık. Bizde tahsil elif ile yani a-e ile başlar. Lakin mertek ile başlar kılınmış zahir. Tahsil, ilim sahibi olmak demektir bizde. İlim hazinesinin kapısı da “rabbi yessir ve la tuassir…” duasıdır. Lakin “ey şehir kolay kıl zor kılma…” dercesine tahrif olunmuştur o: “ya şehri yessir ve la tuassir şehri temmim bi’l-harf” gibi. Burada peydahlanan boşluğu menedecek olan şey; ilim için usül şehir için de hukuk’tur. Usulün ve hukukun… bu ikisinin Türkçesi “Gerekli olanı Geçerli olandan üstün bellemek”tir. Vazıh-ı diğer cümleyle: “düzene düzgün lazım” demektir usül ve de hukuk…

Eğer “sırf geçerli olanı”  yani meşakkatlerden çıkan şikayeti, zaruralardan çıkan arzuyu muteber sebep ve vesile sayıp şehre sokarsanız, şehre o sebep ve vesileler yolundan gelen türlü türlü farelerle yaşamak zorunda kalırsınız. Farelerle yaşamaktan kurtulmak adına yapabilecekleriniz ile yapamayacaklarınız arasında bir denge kurmaya mecbur olursunuz sonra. Farelerden kurtulmanın fidyesi pahalı ise, o pahayı başkasının üstüne yıkmak daha ucuz gelir kimisine. Sonra ne olur sonra bakın söyleyivereyim size: Farelere olan borçlarını ödemekten kaçınan müstağniler, farelere olan borçlarını satacakları yeni hemşehriler getirir şehre. Kalbur içinde silkelene silkelene gelip geçen zaman içinde de, hemşehrilerin her biri diğerini alacaklı-verecekli birer fare olarak görmeye düşer. Fakat bu nasıl bir düşüştür düşenler bilemez, çünkü düştüklerini bilmezler. Çünkü bilmeyi bilmezler. Çünkü açıklayamazlar, anlamazlar. Çünkü zikretmezler ve vicdansızdırlar. Çünkü fikretmezler ve ahlaksızdırlar.

Ahlakın izahı cazibesinde Fikrin sihri dölünde Şehir dediğin de ne Hemşehri yatıyor mal gölünde

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s