70. Şu ikisi benimle konuşabiliyor ama birbirleriyle konuşamıyorlar!

Bir müstekarr’dan bir müstevadd’da fasılalar halinde inşa edilerek tek bir candan canı gelen şehir, helakın mı halkın mı ispatıdır? Yazımızın başlığı Kur’an-ı Kerim, En’am Suresi, 98. ayetinden mülhem bir cümlemizdir. Şehir bir felektir. Eflakın bir meydana çıkış meyanında felaketimiz mi halikatımız mı olacağı perşembenin gelişinin çarşambadan bellendiği gibi o varıp ayrıldığımız menzillerden okunabilinir. Hangi müstekarr’dan hangi müstevadd’da menzil menzil, fasıl fasıl  bellidir. Ve o şehir, içindeki canların yaklaşmayı ve uzaklaşmayı tercih ettiği menzillerle husule getirdiği bir canıdır.

Konuşukluk (bir telmihle) “eşitlik” demek olsun. Bu halde “şu ikisi benimle eşit ama birbirleriyle eşit değil” şeklinde kurabiliriz başlık cümlemizi, değil mi? Değil. Çünkü mantık tersini emrediyor: “Ayrı ayrı bir şeye eşit olanlar birbirlerine de eşittir”. Değil mi? Değil. Çünkü tersini emreden gerçekler var.

Bu halde ben, hem öyleyim hem şöyleyim yani!, değil mi? Değil. Çünkü ben “böyleyim”.  Yani “birbiriyle konuşamayanların konuşukluk ettikleri” biriyim. Hayır: konuşamayanların değil, birbiriyle ko-nuş-ma-yan-la-rın “konuşmalar yaptıkları”, söylev çektikleri, aklını çelmeye çalıştıkları, manüple ettikleri, provoke ettikleri, kandırdıkları, kavgayı üstüne çektikleri, ensesinde boza pişirdikleri biriyim. Eğer durumum buysa, anlaşılan; ben hüviyetsiz… ne olduğu kim olduğu bellisiz, “bu” olduğu şaibeli biriyimdir kesin. Kim olduğum önemsiz oluyor haliyle.

Peki şu ile o kim oluyor mezkür şartlarda? Benim “kim olduğum şüpheli” ise ve bu halim “şunun ile onun” orada öyle-şöyle durmalarından mütevellit ise demektir ki onlar ve şunlar da “ne mal olduğu aşikar” birileridirler.

Fi’l-vaki Türkiye’de toplum “bu”dur. Ülkede iktidar, güya iktidar olduğu için muktedir “şu”dur. İhtilaf, sureta ihtilaf olduğu için muhalif de “o”dur. Şu değil de o’dur muktedir ya da o değil de şu’dur muhalif diyorsanız, deyiniz. Malum mahalde hiç farkettirmez zira. Ben böyleysem, bencileyin zevatın içinden birilerinin sivrilip şöyleliğe ya da öyleliğe geçmesi mahalli değiştirmez ve başkalaştırmaz zaten. Bi’n-netice hepsi “böyle”dirler ve’s-selam…

Vaki söyleşmenin esasen bir konuşma olmadığı sarih bir beyana muhtaç görünüyor mu? Evet. Kim görebiliyor peki! Malum “bu”lar görebilemez. Tabiyatları icabı mümkün değil ki görsünler. “Şu”lar ve “o”lar ise görmek istemez ve elbette gözükmesini de istemezler. Bi’l-emsal… vaki eşitliğin esasen bir eşlik olmadığı da sarih bir beyana muhtaç görünüyor. Kimler eştir peki! Malum “bu”lar eş’i de göremez. Tabiyatları mani çünkü. Şu ve o, zaten zıtlık izhar ettikleri için aralarında eş’lik tanımadıkları gibi kendi içlerinde de eş’likle değil iş’likle idare etmektedirler.

Ez-cümle mesele konuşukluktan değil “konu”dan, eşitlikten değil “eş”ten ele alınmalıdır. Konu nedir, eş nedir? Yani “konu” eğer konuşanlardan biri tarafından ketmedilmiş ise hafyedilmişse orada konuşukluk’tan eser yoktur. Hakeza “eş” eğer haşere işgalci tarafından iğfal edilmiş ise tahrif edilmişse sömürülmüşse orada eşitlik’ten eser yoktur. Elbette “buradaki benin” ve de “bu diye gösterilen benin” ancak ve ancak konu’ya ve eş’e sadakati varsa, konu’yu ve eş’i gözetmesi varsa hem sıfat hem zamir zici olarak saf ve has “ben” vardır. Kimliği sahih ve sarih bir ben tebarüz edecektir, tebellür edecektir.

Arkada eşliği, adda eşliği, meslekte eşliği, yolda eşliği seste eşliği dinde eşliği olmayanın olmayanın anlamda eşliği olmayacaktır muhakkak. Benimle anlamda eşliği olmayan ille de benimle söyleşmek isteyebilir fakat bu kesinlikle “mış gibi konuşmak”tır. Çünkü bana söyletmeyi amaç edindikte gizlenmiş bir “konu”su vardır o kişinin… zahiren malum ile batnında malum arasındaki kadar bir boşluk tutmak zorundadırlar kendileriyle herkes-herşey arasında.  Söylediğimi tutmak umurunda değil o kişinin. Söylediğine tutulmamın peşinde sadece. O tuttuğu boşluk o kadar büyüktür ki; ülkenin bir yarısı değişik değişik ve diğer yarısı da tekde tümleşik halde o boşluğa doldurulsa dolmaz bir boşluktur o.

Yani hemşehri dediğin “bu diye gösterilen benin” şehrini mi yoksa öyleler, şöyleler, böylelerden mürekkep topluluğun bir şehrini mi belli ediyor anlamak; o şehirde insan sıfatlıların konuştuklarını mı söyleştiklerini mi teşhis etmeni gerektiriyor, anlamalısın.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s