78. Şehirler niyetlere göredir; deneyin, gözlemin değil terbiyenin konusudur.

Türkçe’ye tercümesi parça parça yapılan ve orada burada dağınık duran yazılardan biri de Galileo’nun şu kitabındadır: “… Two Chief World Systems: The Ptolemian and Copernican”. Eserin İngilizce’ye çevirisinden çektiği bir küçük değiniyi, bilim tarihçiliği yapan Edmund Blair Bolles dikkate değer bulmuş ve takdim ediyor. [Galileo’s Commandment – An Antology of Great Science Writing, II. Kısmın Başı]. O değiniyi Nermin Arık şöyle Türkçeleştirmiş: “… bizim için şaşırtıcı ve inanılmaz olan şeyler Doğa için öyle değil: çünkü bizim aklımızı sürekli şaşırtan şeyleri Doğa son derece basit ve kolay bir şekilde gerçekleştiriyor. Bizim için kavraması bile çok zor olan şeyleri o çok kolayca yapıyor.”.

Değinideki “Doğa” kelimesi yerine “Toplum” yahut “Şehir” yahut “İnsan” kelimesini koymak Modern Bilim Cemaatinin herhangi bireyi için hiç zor olmadığı gibi şattır aynı sıra. Modern Bilimin bugünkü insanları, “nasıl oluyor da böyle oluyor” soruşturmasını hiç ara vermeden sürdürüyorlar bu surette. Sürdürüyorlar, çünkü çeşitli faydalarıyla “güç” devşirmeye pek yarayışlı “bulgular” bu yoldan gelmektedir. Selefleri “o türlü olmadığını nasıl olur da açıklamak imkanı buluruz” niyetiyle muarızlarını esasen tenakuza düşürmek için güya “nasıl oluyor da böyle oluyor” soruşturması açmışlardı. Bu dairedeki elfazın ircaı, “işe yarar kılınması nasıl mümkündür acaba şunun” merkez cümlesine varacaktır gide gide, biliyorsunuz. Bu laf yarıştırmanın gide gide hangi çıkış noktasına saplanacağını biliyorsunuz fakat, bunları bilmemiz niçin gereklidir, bunu biliyor musunuz?

Nicolaus Kopernicus’un karşısında Batlamyus’u tezkiye edecek değilim. Her ne kadar “insanın kendine öğretmek” ve “yapmak ehliyetini müşahade etmek” isteği uyarınca “nasıl” sorusu indimizde bir yüksek makama sahiptir; işte bu yüzden, hasbi insanı istismar niyetiyle “nasıldır sorularının cevaplarını” derlemeyi meslek edinenlerle o hasbi insanı tefrik icabeder. Kendine öğretmek için sorulan “nasıl” sorusuyla diğer “nasıl” soruları arasında dağlar kadar fark vardır çünkü. Yani… hayat veren gayenin tecellisine dahil olmak için sorulan “nasıl” soruları ile hayatın gayesi “nasıl bir şeydir” soruları birbirine emsal değildirler…

“Nasıl” sorusunun iğfalini engellemek ve elbette iğfal edenlerden biri durumuna düşmemek, nasıl diye sormamışken henüz “o şeyin niçinini” öğrenmek azmi sayesindedir. Biz müslümanlar eğer şehri iğfalden sakınmak dikkatini haiz olamıyorsak münafık olduk demektir. Yani “şehir niçindir” ve akabinde “şehir nasıldır” soruşturması şu demek olur ki, “işbu mevzi bedbahtlıktan müslüman olarak/kalarak çıkış için işlemeye katiyetle başlayamayacağız”.

Ve iğfal edilmiş bilimin ve bilimi iğfal eden meymenetsizlerin kılavuzluğu peşinde, şehri mahvedenlerden olacağız ve maazallah neslimize terbiyesizliği intikal ettireceğiz. Burada “şehir niçin işbu haldedir” sorusuna cevap arayalım davetini gündem etmek mesuliyeti vardır. Bu mesuliyetin gerektirdiği çalışmanın usulü vazedilmelidir. Usulün modern bilimden ve cemaatinden niçin edinilemeyeceği akledilmiş olunmalıdır. Bu yekünü içeren fehm ile, nicedir terkettiğimiz “bilgiyi işleme usulümüz”ü rehber edinmenin niçini sarahate kavuşturulmalıdır.

Bu ikmal yolunda şehir ahvalinin şu vechesini niçin kabul veya bu vechesini niçin reddeceğimizi böylece tesbit edebilelim yani. Makulü ve merfuu karar edelim aynı sıra. Bu meyanda… bir ümmi saflığı ve nezahatiyle icadettiğimiz “cerh ve tadil” ilmimizi işleterek şehrimizin asıllarını ve mütemmimlerini, o ilmimizin meydana çıkmasını intac eden halis gayeye muvafık surette tayin edelim keza. Gördüğünüz üzere tebcil ettiğim, şu, “terkettiğimiz halde eskimez durabilmiş” “bilgiyi işleme tecrübemizin” adına bir yerde “fıkıh ilmi”, değişik bir yerde “hadis ilmi” şeklinde aşinayız zaten. Sanıldığının aksine; bu ilimler “ulumi’d-din” değildir. Bizim işte o ilimlerimizin yöntemleri bugün, modern bilimcilerin elinde suistimal edileduruyor. Gözlem derken anlamamız dayatılan yöntem esasen “cerh”in tahrif edilmişidir. Deney ise “tadil”in.

Tebşir ettiğim usullerimizin ve temyizime hiç muhtaç değilken ancak işaret ettiğim ilimlerimizin doğduğu rahim olan “halis gaye”, Resulullah’ın Terbiyesi’ni ve Allah’ın Emri’ni tedris ve yüceltmedir. Az evvel zikrettiğim “biz müslümanlar eğer şehri iğfalden sakınmak dikkatini haiz olamıyorsak…” ihtarıyla önerdiğim çalışmaya ancak bu şartla girişebileceğiz. Ve önerdiğim yöntemi edinebileceğiz inşallah. Zira en azından mukallidi olmak gereği tahtında işaret ettiğim ilim ve gayret sakınılacak değerleriyle değerlenmiş ve sakınan adamların harcı idi. Bugün de öylesi adamların harcıdır zahir.

Bu adamlar kimdir? İsmini değil zarfını belirtmem yerinde olacak. Onlar öyle adamlardır ki “hadis rivayet edebilir kişi kim olabilir” usulü icadetmekle, devirlerinde ve öncesinde (miladi 600 ila 800 yılları arasında) yaşamış ravi şöhretli nice kişinin “muteber olmadığını” ihsasen zabdetmiş oldular. Hadiste muteber olmayan… çoğunluk yalancı, ciddiyetsiz, münafık, abartıcı, akılsız, ahlaksız demek olur halkın indinde. Bu surette “müfteri” ithamını göze almak şartını içeren bir işe girişecek kadar muttaki/sakınan ve akıl sahibi kişidir onlar. Akıllı olmalılar, zira, o kadar çok sayıda mevzu fakat tevatüre çıkmış “haber/bilgi” arasından sahih çıkarabilmişlerdir ve tashih edebilmişlerdir.

Sözün önüne Galileo’dan bir beyan koymuştuk. Aynı zamanlarda yaşamış iki kişiyi daha söyleyeceğim. Francis Bacon ve Allame Aliyyü’l-Kari. Bacon “Novum Organum” kitabının “Kabile Putları” faslında “gözlem yetişir, düşünme” diyor. Hatta “düşünmeyi gözlemeye yeğ tutanlar tabiatın sonsuzluğunu, düşünmekliğin sonsuzluğu yüzünden ileri sürüyorlar; sonluluk var, görüyoruz işte” diyerek ilerletiyor teklifini. Buna mukabil, Allame, aynı yıllarda oturup hadis şerhediyor [Mirkatü’l- Mefatih: Şerh-u Mesabihü’s-Sünne]. Bacon aydın kafa sayılırken Allame karanlık kafa takbih ediliyor bugün. Gözlemle bile aksini ispat işten değil oysa. Allame’nin ders edilmesi kolaylaştırılarak yapılmış bir hadis seçkisinin hem lafız hem mana şerhini çalışırken ilk açtığı hadise bakınca anlaşılıyor ki, ispat için uğraşmaya bile değmez bir saptırmayı tayyün ettiriyor şu üç kişinin tevakkufu. O hadis şu: “Ameller niyetlere göredir”. Tıpkı şehirler gibi değil mi!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s