80. Ne Allah’ı sıfatlarıyla ve fiilleriyle ne de insanı ve şehri tertip vahdete uyar.

İnsan hassaından işitmek, görmek, kokmak biri diğerinden üstte/altta telakki edildikte saçma sapan hallerin zuhurunu ön almak muhaldir. Başımıza, başımızı öne eğdiren her ne gelmekteyse, tek olanı, yok bu açıdan şu açıdan yok o noktadan bu noktadan diyerek çekiştirip kopardığımız için gelmektedir.

İşitmek görmekten yahut kokmaktan ve her biri herhangisinden daha mühim yere, ilahiri beriki ötekinden düşük yere kondurulsa hakikate aykırı olacağı gibi konuşmak ve dikilmekten de ayrı değildir onlar. Gerek hareket halinde gerek sakin iken bir insan; telaffuz ettiğimiz şu beş örnek hassaından hiçbirini, hatta telaffuz etmediklerimizden herhangisini öne koyuyor ya da arkaya bırakıyor ki zaten: Uyurken rüyada, uyanıkken hayalde hangi hassamızdan habersisiz sanki ve hangi hassamızı tatile çıkarıyormuşuz kim iddia edebilirmiş düşünsün hele…

Allah “zat”tır. Bu hakikat O’nun celaliyle, cemaliyle ehad olduğuna imanımızdır. “O insan” yahut “o kul” derken işte bu imanımıza müstenit işaret ederiz. Yani ne Allah ne adem ve ademoğlu bir bütündür. “O şehir” işareti de böyledir. Birçok meleke ve kudretden mürekkep değildir şehir. Cenab-ı Allah indinde [eğer anlamamızı kolaylaştıracaksa ‘alet’ yerine söyleyelim] meleke, sadece “dilemekledir”, “inşaidir”. İsan için ise “dilemek” yetmez zihni yahut cismi aletler şarttır. Aletlerimiz, yani uzuvlarımız melekeyi ve melekelerimiz de uzuvlarımızı gerektirir. Allah’ın yapması dilemesiyle tamamdır ama insanın yapması “kalbin ameli olan niyetlenmesiyle” tamam olmaz. Lakin bu şart; “varlığa çıkmak, olmuşa çıkarmak” zaruretini karşılayan… mesela işitmek için kulak, görmek için göz, konuşmak için dil gibi tazammunlara olmazsa olmaz bağlamı getirmez.

“O şehir” derken gösterdiğimiz, dimağa getirdiğimiz muşahhas şehir bu meyanda bir “var”dır, bu meyanda bir “tek”tir, şahıstır ve zattır. Varlığa çıkması ve hem kendini hem fiilini “olmuşa çıkarması” fasıl fasıl, sebep sebep, öncül ardıl cereyan etse de bunların hepsi birden şehre inkılap etmeklikleri yözünden, “şehrin hikmeti” parça parça bir şu nüvesie bir bu nüvesine hamledilemez.

Ezcümle: “Gul hüve Allahu ehad” terbiyesinden telmihle sabittir ki, “gul ve’l-medinehu vahide”. Yani şehir çarşı, cami, mahalle, hane ve diğer efal ve encamından mürettep olmadığı gibi, şehrin bu nüveleri bir diğerine galip-mağlup hiç değildir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s