81. İki yalanın arasında kaldı şehir: “sorumsuzu” yetkili tutan ve “hukuksuzu” etkili kılan.

Kanunlar habire değiştiriliyor. Biri kaldırılıyor biri getiriliyor. Ama tutmuyor, beğeni duyurmuyor mütemadiyen. Şu içinden çıkılmaz hallere de “kanun enflasyonundan” dolayı düştüğümüzü ihsas ederek, ezberden, “hukukun üstünlüğü”ne itimattan başka çare yok tedavisi öneriliyor. Lakin “hukukun üstünlüğü” tabirine amed olur cinsten herhangi sıfat ve fiil teklif edilemiyor.

Ne telaffuz edilse o yolda, o şey, bir sorumluluk tarifine de bir hukuk tatbikine de yakışmıyor ve yanaşmıyor çünkü. Marufu ve münkeri teşhis kuvveti veren bir sünnet ve kitap yok farzedildikte; tarihten tezkiyeyi tahriç için lazım gelen dürüstlüğe müracaat edilse bari.

Edilmiyor mu? İnsan Hukuku, Çocuk Hukuku, Çalışan Hukuku, Hayvan Hukuku… ilahiri bunlar “Uluslararası Dürüstlük Hukuku” tanzimatından birer şube değil mi! Eğer öyleyse Türkiye’den herhangi davaya herhangi ülkeden bir hakimin bakmasının önünde ne engel var peki! Olur mu olmaz mı?

Olmaz. Çünkü Adliye UEFA veya FIFA benzeri bir federasyonun altına sokulabilinmez sayılıyor. Falanca ülkenin filanca ülkenin vatandaşları kendi mahalle veya şehirlerinde ha oynayan ha yaşayan birer oyuncu değildir de ondan mıdır acaba adliyenin kulüpten farkı? Değil midir sahi! Kim bilir… Neyse şu bellidir zahir: Bugün dünyada “muahezeten devlet” tescilleri vardır. Sicili de BM’’dedir. Bu yüzden, şimdilik ülkeler “devlet ittihazı” altında yani “konfederasyon” üyesi sayılmaktadırlar. Konfederasyon toprağı yazılmamış duran ülkeler ise aşikar yağma yeridirler…

Şehir meselemizle alakalı bir şey söylemedik burada diyen çıkarsa eğer, onları aramızdan çıkaralım. Zira az evvel okunmuş bulunulan sözlerimiz arasındaki “kanun” kelimesi “vilayet” yerinedir. Hukukun üstünlüğü ibaresi ise “yerelliğin üstünlüğü” yerine geçer. Geri döndürüp kelime-kelime şöyle uydurun böyle uydurun talimatı yazacağıma, “uyarlanmış haliyle tekrar söyleyivereyim” size de bari anlayınız, aslında şehri konuşurken hukuku ve hukuku konuşurken şehri söylemekteyiz her daim:

Vilayetler habire değiştiriliyor. Biri kaldırılıyor biri getiriliyor. Ama tutmuyor, beğeni duyurmuyor mütemadiyen. Şu içinden çıkılmaz hallere de “vilayet enflasyonundan” dolayı düştüğümüzü ihsas ederek, ezberden, “yerelliğin üstünlüğü”ne itimattan başka çare yok tedavisi öneriliyor. Lakin “yerelliğin üstünlüğü” tabirine amed olur cinsten herhangi sıfat ve fiil teklif edilemiyor… Türkiye’den herhangi şehre herhangi ülkeden bir valinin/mutasarrıfın bakmasının önünde ne engel var peki! Olur mu olmaz mı?

Oldu bile: Ahali hakkında iş işleyen mülkiyeli o işlediği işin ahaliye dokunması gibi kendisine de dokunması halinde “bal gibi oluyor” diyecek midir hâlâ? Ve hatta oğlunu uşağını birgün mülkiyeli olur a belki diye hayal kuran ahaliden biri olmaması mümkün müdür o mülkiyelinin babasının!?

Hukuksuzdan sorumsuz isen sorumsuzdan çıkar hukuksuzun ve şehrin de berbat elbet.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s