82. Beykoz’da yetişen yok mu da Beykoz’a yetişen çıkmıyor!

Bugün Türkiye “savrulanlar diyarı” olan şehirlerin güdümünde sürüklenmenin sancısını çekiyor. Beykoz örneğinde, manzaranın bu surette olduğunu ispat etmek gayet mümkün.

Beykoz’u, Beykoz’a fırsatlar bulmak üzere savrulan sureta Beykozlular’ın ürettiği Beykoz marka sorunlar sayesinde iş bulmak üzere diğer Beykoz’a savrulan güya Beykozlular sevk ve idare etmektedir. Sureta Beykozlu ve Güya Beykozlu doludur Beykoz, maalesef. Arada derede hiçbir etliye sütlüye karışmayan Adeta Beykozlular var biraz da. Fakat gündüz vakti mumla Gerçek Beykozlu aransa yeridir.

Adeta, güya, sureta Beykozlu ama gerçekte Beykoz’dan şikayet edenler, Beykoz’u şikayet edilir şu hale sokmaktaydılar… sokmaktadırlar.

Konfeksiyon mahsulü kıyafetler ve pabuçlar içine nasıl oluyor da sokuyorsak bedenimizi, Beykoz da o emsal bir beden. Ömründe hiç giymeyeceği elbiseye kumaş kesen, sonra kendisinin beğenisine hiç arzetmediği tasarıma göre o kumaşı biçen, yine hiç de kendi tecrübesiyle tercih etmediği şekil ve yolla diken fabrika işçisi gibidir hemşehrilik dediğimiz şey bugünkü günde Türkiye’de…

Beykoz bir fabrika gibi duruyor öylece. Adını sanını bilmediğimiz bir fabrikatörün fabrikası içinde yaşıyoruz. Ve o fabrikanın ürettiği şey sadece ve sadece “arsa”, “bina”, “cadde” ve “sokak”. Bunlara ise yani fabrikaya ve ürettiği şu şeylere… imarına baksın, fen işlerine baksın, veterinerliğine veya hasta bakıcılığına baksın, eğitimine yahut emniyetine ya da adliyesine baksın, kanalizasyonuna – gazına – elektriğine – telefonuna baksın, ulaşımına baksın diye dışarıdan atanmış “göçmen”ler savrultularak memur edilmektedir.

Kaç katlı bina yapılacağına, binaların nereye yapılamayacağına, yapılabilecekse ne kadar büyüklükte olamayacağına; nereye otobüs yahut dolmuş hattı açılacağına; okul kurulup kurulmayacağına; nerelerin köy kalıp kalmayacağına; polisin kaç tane olacağına; hangi iş alanının hangi yere tahsis edileceğine… ilahiri Beykoz’un nasıl bir Beykoz olmaması gerektiğine, niçin şöyle bir Beykoz olacağına falan “Gerçek Beykozlu” değil, “Beykozlu Olmayanlar” karar veriyor ve “Geçici Beykozlu” eliyle o kararlar uygulanıyor. Beykoz birileri için “iş edinilmiş”, “iş yeri edinilmiş” yani. Salla başını al maaşını ilkesiyle ya da önündekini kap ardındakini tep ilkesiyle işleyen o birilerinin işliği…

Beykoz’da Yetişen ya yok veya Beykoz’da yetişen sadece “sorun yetiştiriyor”. Yetiştirilen bu sorunları gerçekte geçiştiren… ama savuşturması beklenenler de Beykozlu’nun “beklenti yönelttiği” geçici Beykozlular olarak duruyor yetkili mevkilerde.
Beykoz’a Yetişen de yok yani. Çünkü demek ki esasen Beykoz’da Yetişen yok zahir. Beykoz’da yetişmek; Beykoz’a doğarak yahut göçerek düşmek değil, aslında, Beykoz’u Yaşanılır Yer Kılmak yolunda yetişmek demektir. Şu halde Beykoz’u yaşanır ve yaşar bir yer olsun isteyen yok mu acaba diye sormak farz olmuştur.

Şişe-Cam, Deri-Kundura ve diğer imalathaneleri kuran Beykozlu değildi ve kuranlar kaldırdılar. Kuranlar Beykozlu idi diyelim hadi, fakat oralarda çalışanlar Beykozlu değildi galiba, ki kaldırılmasını engellemediler. Bahanelere sığındılar. Tekrar benzer bir dönme dolaba binmek istemeyenler, haydi Beykozlu olmaya gelin tuzağa gelmeyin.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s