88. Medineyi tefeül-teşeüm arasına sıkıştırmaya medeniyet denir.

Hepten ne mal olduğu bilindi / Zaten o mal doluydu salında

Zahir ile şehir arasında, bir diğerine saklı ve diğerini belirten çıkışlar-varışlar bulunmaktadır. Ortaya çıkan, onu ortaya çıkaranla belli alış-verişler içindedir.  Bir şeyin ortaya çıkacağını hayrata yönelerek öngörmek bir yerde ve o şeyin ortaya çıkacağını şeamete mağlup öngörmek arasında ise hiçbir alış-veriş bulabilinemez. Biri diğerinde ne saklıdır ne de çıkışında-varışında diğerini belli eden işaret taşırlar. Bahusus ümit ile korku arasında kalıp sıkışmak ancak ve ancak donmayı, durmayı, sönmeyi, yeknesaklığı icbar eder, mukadderdir. Bu minvalde… meselemiz eğer “ikamet ettiğimiz yer, iskan ettiğimiz yer, iştigal ettiğimiz yer, iş-güç sahibi olduğumuz yer” ise o donukluk, duraklık, sönüklük, monotonluk tam da medeniyet denen şeydir esasen. Dolayısıyla medine ile medeniyet arasında ancak ve ancak bozmak, çarpıtmak bahsine ısrar vardır. Fakat medine ile şehir-zahir arasında ise mesuliyetin doğru, iyi, güzel niyetle niyetlenerek “isabet”, “kifayet”, “menfaat” bahsine devam vardır.

Çünkü borçlu oluşumuzun, borç ödeyişimizin şehadet makamı olan medine, borçtan doğan hesabın ibra edildiği, teslim edildiği, takdim edildiği, mübadele edildiği yerdir. Ki o ibranın, teslimin, takdimin, mübadelenin cismi olan, mecraı olan, itaı olan, ifaı olan her hal ve fiil ne şekilde tezahür ediyorsa onlar şöhret bulur. Yani şehir, medinenin meşheridir.

Burada, eğer bir zihinsel intikal boşluğu hissediyorsanız, deyişimizdeki borç yerine ödev kelimesini getiriniz. Ve şöyle söyleyebileyim: Ödevli olmayanın, ödev almayan ve tutmayanın, ödev vermeyenin medinesi yoktur ki şehri olsun. Olsa olsa mahuteleri vardır ödevsizlerin…

Ama gün gelir… hatta o gün kaç gündür gelmiştir de ödevlerimizi yerine getirmek “biçimleri” olan camiler, çarşılar, pazarlar, nadiler, hamamlar, hanlar, derslikler, işlikler bizatihi öne geçerler ve geçmiştirler. Ki, bazı kişiler müslümanın şehri cami ile başlar diyorlar bu yüzden. Oysa çok da sitayişle adını anıp örnek gösterdikleri Samarra, Bağdat, Küfe gibi yerlerin evvela “kışla” kurularak yani birer askeriye önemiyle öne çıkan, meydana çıkan, beliren birer “nahiye” kisvesiyle başlatıldığını görebilemezler. Hem de kimlerin; müslümanların, öyle başlattıkları yerler olduklarını görebilemezler.

Doğru, iyi, güzel ödevleri üstlenip tekitle ikame etmek, her hoş ve tatlı olanın sana gelmesini beklemenle tezahür etmiyor. Yanlış, kötü, çirkin hallerden kaçınıp sakınmakla korunmak da, her iğrenç ve acı olanın senden uzaklaşmasını beklemenle tezahür etmiyor.

Borcunu inkar edenlerin medeniyeti olabiliyor, ama medinesi olabilemiyor. Meşherleri de şehirden başka her şeye benziyor ve’s-selam.

Elhamdülillahi rabbi’l-alemin, errahmanürrahim, maliki yevmü’ş-şehr, maliki yevmü’z-zuhr, maliki yevmü’d-din.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s