İçindekiler

A: MAHALLİN SACAYAĞI OLARAK MEKAN, ŞEHİR VE İNSAN

1. Şehir, yönetimin konusu değil yönetenin ta kendisidir.
Binlerce meslek ünvanı ve onbinlerce faaliyet adı altında toplanacak milyonlarca olayın sonuçları ve içerikleriyle ilgili bir yönetimden sözediyoruz. Bu yönetim kimbilir kaç bin civarında sayıda haneyi ve nüfusu hedefliyor.  >>>

2. Şehir ortak şeyleri çoğalmış insandır, fakat artık bir mega makine.
Şehir bir hengame, bir durmaz yatışmaz deveran, bir koşturmaca, bir komp-leks olduğu için değil, o bir tür insan olduğu için meydana çıkar.  >>>

3. Şehir, kimlikten bahsettirir; şöhretin ya şehriyyenden menkul ya şehviyyenden belli.
Şehir, eğer insanın maddiyatını ileriye doğru götüren bir süreç medarı ise elbette akılcı tutum, şehri ileriye doğru götürecek, genişletecek yatırımlar yapmaktır.  >>>

4. Ey şehir, bize birbirimizi “harim” belletmekliğini yitirdin ya, artık şehir değilsin.
Bugün dünyada tek tip bir şehir var. Çünkü kendine güvence getiren bir zorlamayı “sorgulanmaz zorunluluk” olarak kabul ediyor şehirli. Nasıl şehirlilikse bu!..  >>>

5. Veri kültürü, bilgi çağı, büyük bilgi, bilgi bulutu,… geçin bunları şehre gelin.
Şehrimizin canlı cansız bütün kadrosunun deviniminden hasıl olan “bilgi dolayısıyla” yeni “bilişim donanımları ve yazılımları”nın satın alınmasına yönelik talep uyandırılıyor.  >>>

6. Ha bir büyük Firavun’un ha küçük Firavunlar’ın şehri, hesap aynı hesap.
Ademoğlu ademoğlunu “avlayıp” köle etmek için evvela “onun topluluk halindeliğini” bozup dağıtmaya ve tek tek yakalamaya girişir.  >>>

B: AKIL VE FİİL BAĞINTILARIYLA MAHALLİN UNSURLARI OLARAK MEKAN, ŞEHİR VE İNSAN

7. Şehir nümayiş alanı da değildir, sitayiş alanı da…
İsminizi… daha doğrusu “falanca dertle dertlenenler olduğunuzu” tebarüz ettirecekseniz bir nümayişe kalkışmış oluyorsunuz. Hemcinsinizi… daha doğrusu “kim mümessilinizdir” tezahür ettirecekseniz bir sitayişe teşebbüs etmiş oluyorsunuz.  >>>

8. Şehir ne “günah-mübah” bilmezlerindir ne de “nimet-mihnet” ayıramazların.
Nimet Allah’ındır bilemeyenler, kendilerine rızk olanı da Allah’tan bilmezler. Ya ancak kendi amellerinin meşakkatine katlandıkları yolda kazandıkları şeydir yahut başkalarının tenezzülleri sayesinde onlardan gelendir diye bileceklerdir o halde.  >>>

9. Şehri “ilerleme” yapar oldu bu yüzden firensiz, artık olsa da tutmayacak.
Firen mi lazım şehre sanki! “İlerlemedi burası, senelerdir hep aynı”, “kaldı hep böyle, öyle duruyor durduğu yerde”, “kimin aklına gelirdi bu hali, amma gelişti ha” gibi konuşanlar hiçbirimize yabancı değil.  >>>

10. Şehir “medeniyetçiler”e de “kültürcülere” de teslim edilemez bir şahsiyettir.
Fransa “civilisatrice” ve Almanya “kulturalismus” diskurlarının merkezidir telakki ediliyor.  >>>

11. Şehirden veriküresi değil de durup dururken mi veribulutu intaç etti?..
Aşağıdaki mütalaanın işbu günlere ilişik yönü nedir, peşinen onu söyleyelim: Emniyet Genel Müdürlüğü “data polisi” birimi kurmuş.  >>>

12. Ey şehir, söyle de bilelim, razıları mı katlanırları mı tercih ediyorsun?
Deniz, zelil olanı atar kendinden. Şehir ise zelil olandan kaçar. Deniz deniz olarak yerini korur orada. Fakat şehir zilletin bir kere girdiği yerde durmaz. Şehre, yerini tutması için bir yardımcı gerekir.  >>>

13. “Sök çalıştır”, “sürükle yürüt”, “kes yakıştır” vee… Al sana mısır!
Bir Mısırlı’nın dile gelebilir itiraz cümlesi şöyle olabilir: Tak Çalıştır, Sürükle Bırak, Kopyala Yapıştır. Çünkü itiraz edenleriyle başlarına getirdiklerinin arasında hiçbir fark yoktur.  >>>

14. Şehir “makinadan torpilli”ler güruhunda boğulacak yahut geri gelecek. 
“Capcanlı” olduğunu “objiektif bir mihenk taşına” kendini arzederek gösterme cesaretine davet ediyordum insanları, geçen yazıda. Bataklık kokusu ve kubur sefilliğinden başka hiçbir kıymet-i harbiyesi bulunmayan “demokrasi” herhangi objektiviteyi haiz değil çünkü.  >>>

15. “Vesayet” ile “vaziyet” arasında geviş getirenler şehri geri getiremez.
Özgürlükler ve Açık Toplum müteradifesinin/muadiliyesinin izaha güç yetiremeyeceği çok tezatı vardır.  >>>

16. Köprüyü geçene kadar şehir nedir kalmayacak umursamıyor başbakan.
Türkiye’nin yani benim mümkünüm ile imkanım arasında hiçbir çelişme, başkalık, reddediş, yokluk, boşluk bulabilemezsiniz. >>>

17. Şehri temizleyeceğiz tamam ama neyden temizleyeceğiz!.. 
Adamın şehri tertemiz, düzenli, hiçbir aksama vermez, arızalar bile üstesinden gelinirken seyre değer maharetefza sebepler tahtında, vs. ilahiri her iyi ve güzel neredeyse ya o şehirden çıkıyor yahut hepsi o şehre gelmiş sanki. O şehir ile işte içinde bulunduğumuz bu şehir arasında dağlar kadar fark var.  >>>

18. Şehri temiz tutmayınca ben, bir temiz yutmayınca da sen… 
Çevremizi kollamak mühimdir. Kollamamak felaketimizdir. Neyden ve kimden kollamak? İşte bu sorunun cevabını veren çıkmaz. Etrafında dolanan, ima eden, güya cevaplayan çok olur.Ama ne hikmetse “tesbit eden” veya “tesbitini beyan eden” yoktur.  >>>

19. Şehir ve şehirli, meşveret bir iş haline dönüşmediyse yoktur orada.
Ortaya söylemeyeceğiz dedik ya. Üstüne üstüne söylemedikten sonra kimse üstüne alınmıyor zira. Dolayısıyla söylemenin, yazmanın önemi mi olabilirmiş (!) diye bir vehme mağlup oluyor cemiyet. Biz buna razı değiliz.  >>>

C: AKIBETTEN ÖNCE HİDAYET, İMANDAN ÖNCE ŞEHADET MAHALLİ OLARAK MEKAN, ŞEHİR VE İNSAN

20. Şehirden önce pul isen yine pulsun altın isen yine altınsın.
Şehre gelmek sizi şehirli yapmaz. Çünkü şehir cangıldan değil beşerin azgınlıklarından ve berduşluktan korunmak için kurulmuştur.  >>>

21. Nedir bu yarış: Kur’an’ın yemin ettiği şehirlere kavuşmak için mi?!
Hiç de bile öyle değil. Ama yine de soruyoruz. Çünkü “iyilik, güzellik, titizlik” ve bunlar gibi dikkatlere, değerlere bindiriyorlar ne yapılmaktaysa hepsini. Kim onlar?  >>>

22. Seküler, spontane e bir de tok isen, belanı mı istiyorsun be adam!
Pi Ramses’i bilir misiniz? Egyptolog’lardan öğrendiğimizden belli ki tapınak şehir olarak dünya tarihinde benzeri yok gibidir. Belki de Kudüs’ü inşa ederlerken Mısır’ın tapınak şehirlerinden etkilenmiştir İsrailoğulları.  >>>

23. Protesto imkanımızın ifsadedilmesini önlemek için şehri geri çağırmalıyız.
Bir olayın içindeki “birkaç doğru”dan yana olurken o olayın “yanlışlıklarının ve eksikliklerinin” zarar verme etkisini büyüttüğünüzün farkında mısınız?  >>>

24. Çatlıycak kadar hazzî, ama gelgelelim şehirli!..
Çatlamak. Birkaç başka yer ve halde meramı ifade için “çatlamak” mastarıyla telaffuz ederiz sözümüzü. Birşeyin maruz kaldığı, içine girdiği hal ve faal “dayanabilinir” haddi zorlar ve hatta aşar da “çatlamak” tabir ederiz manzarayı.  >>>

25. Sebebullah idi şehirli, fakat artık şehirli binbir surat demektir.
“Kaç yüz yıldır çevirdiğimiz şu dolaplara rağmen hâlâ yandıramadığımızı, kandıramadığımızı yüzümüze çarpanlar var yahu” diyen var mı acaba Türkler’i kastederek!?  >>>

26. Nama yazılı şehirler, namı yazılı şehirler.
Şehrinizin ismi “yüzyıllara seslenecek” çünkü yazılı. Birşeyler yazdığın için mi olacak bu? Birşeylere yazdığın için mi olacak bu?  >>>

27. Şehri kandırmak kendini kandırmak.
Yeteneklerinin ayırdında olamamak pek bir eblehliktir. Dinlemeyi, gözlemeyi âlâ becerdiğiniz halde avukatların arasına karışırsınız! Dünyaya birşeyler söyleme yeteneğiniz de varsa, muhtelif vesileler durumu değiştirir tabi.  >>>

D: BİR USÜL TEDRİSATI MAHALLİ OLARAK MEKAN, ŞEHİR VE İNSAN

28. Şehrin teşkilat-ı esasiyesi’ni konuşmak düşünmeyene kolay.
“Dile kolay” deyişi vardır Türkçe’de. Düşünmeksizin… zahmetini, önünü ardını, ederini kederini, giderini gitmezini tefekkür etmeyerek söylemek kolay manasına gelir.  >>>

29. Şehre ve ülkeye teşkilat-ı esasi vaz`ı yahut eshab-ı nüfuz’un saltanatı.
Her şehrin meclisi, hemşehrilerinin meşveretinden mahreç inkısam ettiği şuabat-ı idareyi icraa layık addettikleri vekilleri vasıtasiyle şehri idare eder.  >>>

30. Düşe düşe “adrese dayalı nüfus sayımı” diye bir gaflete mi düşecektik!..
2007 yılında yapılan nüfus sayımı gerçek hazarımızla ikamet beyanımız tutmuyor olduğu için “adrese dayalılık” dikkatine rabtedildi. Nüfus Kütükleri ile İkametgah Senetleri arasındaki tenakuzu bertaraf etmeye azmetti yani Türkiye İstatistik Kurumu.  >>>

31. Arzu ve hesap peşin madem, dem a dem şehirli coşan adem.
Aleni, bariz, apaçık olanı bir de üstüne basa basa açıklamak zorunluğu… işte şehirli olup da bahtsız kişi düşmek o demektir.  >>>

32. “Ne iş olsa yapar” adamın şehirde işi ne?
İnşaatçılar, polisler, avukatlar, doktorlar, şoförler, öğretmenler, tüccarlar, gazeteciler, postacılar, elektrikçiler, tesisatçılar, çöpçüler, encümenler, belediyeciler, ilahiri sanırsınız ki şehirle meşgul oluyorlar.  >>>

E: İŞ-GÜÇ SAYESİNDE DOĞAN BİR MAHAL OLARAK MEKAN, ŞEHİR VE İNSAN

33. İşi şehir yapmak olan adamlar ile işi şehre varan adamlar arasında.
Eğer bütün beşeri birikimlerinden mürekkep sebat ve istikrar bir istidat kuvvetine yükselmişse, …  >>>

34. Hemşehrinin itiyadına muvafık müşterek meramları tatbike teşyi makamı.
Kamgüzar kişiye mevarid gerek. Müşterek meramlarının icraına eren şehirli tuttuğu yolun onu nereye götüreceğini biliyor olmalıdır.  >>>

35. Bir şehir karakterine tutunmak için önce iş tutuş karakteri edinmek gerek.
Başından sonuna bütünüyle size teslim edilse hiç tereddütsüz, yüzünüzün akıyla altından kalkabileceğiniz bir mesleği yahut yetkinliği haizsiniz. Yaşınız kaç oldu? 45 – 50 civarı olmalı. Mesleğinizde bu seviyeye gelene kadar çok iş yaptınız.  >>>

36. Hemşehrinin işini temlik etmiş ama “meleke” edinememişin “bilmesi”.
Böyle bir bilme yok arkadaş. Fakat bugün mülkümüze… her türden mülkümüze; işimize, menkul ve gayr-ı menkulümüze, ilmimize, ticaretimize, gayemize, paramıza, ilişkilerimize, kıyafetimize, zevkimize, fikirlerimize, şahsiyetimize, annemize babamıza, çoluğumuza çocuğumuza,…  >>>

37. Usül edinmemişe şehri ve şehirliyi anlatmak neye değer?
Usül edinmişe itimat edilir. Çünkü ilkeyi bilir. Fakat bizim şehirlerimiz de şehirlilerimiz de ülkeyi budamaktadır. İstinad ettiklerine bakıyorlar mı acaba?  >>>

38. Şehir de şehirli de bir istatistikten ibaret nicedir maalesef.
Burası neresidir sorusuna cevap bulurken oylama yapacak değiliz. O yer ne ise odur ve neredeysek oradayızdır. Dağ başındayız diyenler, düz ovadayız diyenlerden çok çıktı diye çölün ortası ormana dönecek değil.  >>>

39. Biz “tek örgütlü gücümüz olan devleti” evvela bir şehir olarak kurmuştuk.
Hicretle beraber adını Medinetü’n-Nebi koyarak kurmuştuk o şehri. Daha önce Yesrib denirdi o yere.  >>>

40. İşlerinin görülmesini bekleyen şehir enflasyonu var Türkiye’de.
Bari size içimi dökeyim arkadaş. Tabi moralinizi herşeye rağmen yüksek tutmayı başardığınız bir saatteyseniz! “Buyur arkadaş, uygun durumdayım” dediğinizi farzedeyim. İşsizlik oranları haberine yorum yapan profesör! ne diyor bakınız:  >>>

F: BİR ALEM GEREKTİRMESİ VE ALEMLERİ İÇERMESİ MUHAKKAK MAHAL OLARAK MEKAN, ŞEHİR VE İNSAN

41. İhtiyarımın mesnedinden maharetimin defedilmesine dair.
18 yaşını doldurmuş ve aynı yerde yaşayan (yani hazır bulunan) insanlar “hangi konu için olursa olsun farketmez farzıyla” kendi kararlarını bir oylamaya arzedip “tek kararda” mezcedince Demokrat davranışı sergilemiş oluyorlar!?  >>>

42. Hükümden sonra def mesmudur, keza mevarid ve kamus bu sayededir.
Bir dava görülmüş ve hükme varılmış da ben o davanın yeniden muhakemesini açmaya azmetmiş oluyorum görünüşte. Fakat ne görülmüş bir dava var ne davacı ne davalı ve ne de bir hüküm var ortada. Fi’l-vaki bir “salma” tatbike konmuştur:  >>>

43. Rekabet ehli, muavenet icaplarını elbet ifsad edecektir.
Özgürlük istinatlarının hepsi bugünkü günde demokrasiye itimaden takdim ediliyor. Olsa olsa rakiplerin arasında işletilen centilmenlikten başka bir kıymet-i harbiyesi yoktur oysa demokrasinin. Şöyle söylense yeridir:  >>>

44. İşlinin asalaklığı şehre fesat ve demokrasiye hasat matrahıdır.
Kişioğlu hem işli hem asalak olmaz değil mi? Ne yazık ki işte gördüklerinizin en çokluk teşkil edenleri ve bir de bu çokluğun öndeliğine layık kabul edilenleri bugün asalaklardır.  >>>

45. Şehrini iktisatçılara bırakma ki ülkene de iktisat uzmanların baksın.
İktisatçı var İktisat Uzmanı var. İktisatçı dediğin aslında alım -satım defteri tutan muhasebecinin finans organizasyonları dersi okumuş olanından başkası değildir. Ve bunlara İktisat Uzmanı denmesi mümkün değilse bile iktisatçılar iktisat uzmanlığını gasbetmişlerdir.  >>>

46. Demokrasikleşme mi sünnileşme mi şehrimizin siyasi amedidir?
Merhaba, Beyefendiler. Merhaba, Hanımefendiler. Hayretime ayan gelmiştir. Müpheme itilmiş fakat “lazım çekişmeye!” deşici yönden yarayışlı meseleleri açmak içinmiş Mustafa Öztürk’ün Star Gazetesi Açık Görüş eki – 29 Eylül Nüshasındaki “Hakikat münkeşif olunca şeriat mürtefi olur mu?” yazısının yayımlanması demek ki.  >>>

47. Beykoz’un merkezi neresi?
Diğer ilçelere ulaşım kavşağı ve aynı sıra en pahalı ticari yapılaşma yeri olan Kavacık mı? Kaymakam ikametgahı takdir edilen Onçeşmeler Meydanı mı?  >>>

48. Amaçlar, kaçınılmazlar, kanıksamalar, hevesler… şehriniz neyden yapılmış?
Şehir Görünümünde İnsan. İnsan Görünümünde Şehir. Ha şehir ha insan. İşte insan işte şehir.  >>>

49. Ne sözümün düğümü ne de şehrimin düğümü güdüğe ve düdüğe göre.
Şu yazıları yazmakla yaptığım iş, peygamber mesleğinin çıraklığı bile değil… olsa olsa o çıraklığa azimkarın kıpıranması belki. Fakat bir yolda ne çok yahut az veya keskin ya da sakin söylediğinizin yazdığınızın değil, bir şey söylemiş ve yazmış olmanızın kıymeti vardır.  >>>

50. Türk, peygamber’e bile boyun eğmez çünkü nefs’ine boyun eğmez!
“Ey göklerin ve yerin Rabbi olan Rabbim sona söz veririm ki, beni nefsime havale etme, zira sen beni nefsime havale eder, kendime bırakırsan, nefsim beni şerre yaklaştırır ve hayırdan uzaklaştırır”*  >>>

51. Soğan cücükleri belde böcükleri.
Kabe’yi tavaf baklava tadında. Seyrine bakanlar kavağa tünemiş kabak ağacında. Kat kat katmanlara tertip edilmişken hacı edildiler hacı ediciler elinde bu yılki hac yolcuları iki gün önce. Camiler camisini çok katlı otoparka çevirdiler ya o ediciler! Alacağınız olsun ulan.  >>>

52. Ha hırsız ha adem latefrik madem; ha şehir ha zehir fena, ne de ceza zahir.
İktisat içinde hırsıza yer yoktur. Fakat halk içinde hırsız her zaman olabilecektir.   >>>

53.  “Şehadet” ile “şehavet” arasında nerededir şehrimiz, kesin bilelim mi bilmeyelim mi?
Bilirsek ne, bilmezsek ne! Bilirsek şehametlü, bilmezsek şeametlü hemşehriler olacağımız belli. Bu bilişe ermek meşumların harcı değil elbet.  >>>

54. İntizarın, itirazın zaviyeni belli ediyor… şehrini yahut laedri’nin birini.
Bütüne dahil olanı ayıklamak ve onların aralarındaki ilişkileri araştırmak dürtüsü o bütünü anlamak uğraşısına üşendiğimizdendir. Yani üşenen o kişidir ki sırtını dönüp gitmez.  >>>

G: İMKAN-MÜMKÜN ARASINI TEFRİK EDEN BİR MAHAL OLARAK MEKAN, ŞEHİR VE İNSAN

55. Belediyenin şirketi “yaşam merkezi” kuruyor… yaşam merkezi !?”^$%&’()=/*
Hane’den Hücre’ye. İkametgah mülkiyeti bütün iken parçalaya parçalaya hücreye vardırdık onu. İskan mimarisi gailemiz artık haşerat kolonize plantasyonuna yozlaştı. Karıncalardan ve arılardan da aşağıdayız.  >>>

56. Siyasetimizin gizlerini suistimal edenlerle şehirlerimizi istismar edenler aynı. 
Tenbih 1: Siyasetimizin gizleri nelerdir? Tenbih 2: O gizleri suistimal edenler kimlerdir? Tenbih 3: Şehrimizin istismarı da nedir? Tenbih 4: Şehrimizi istismar edenler kimlerdir?  >>>

57. Analar ağlamasın diye mi imtihandan kaçılmaktadır, değilse niçin?
Kaça kaça aha geldik günün, geldik yolun, geldik dağın kıçına! Ananı ağlatmak istiyorsan kaçma!  >>>

58. Kulaklar belli ki birinin düdüğü ve kalpler mühürlü.
Kulağını birinin düdüğü imiş gibi sadece “süreçlerin bültenlerine”, “batıla”, “heves ve ihtirasa” açmışsan; Allah’ın iki eliyle yarattığı kalp seni nasıl döndürsün? Sen onu döndürmüşsün keza.  >>>

59. Bu tekne bu hamuru kaldırmaz diyorlar!..
Ve ne yapıyorlar? Hamur yayılmasın tedbiri olarak mesela “su katmayı” bırakıyorlar mı? Peki pekleşsin diye un katıyorlar mı? Ya da üstünü örtüp havayla temasını kesiyorlar mı? Hayır. Hayır.  >>>

60. Mertsin müminsin! E hani muhsin?: demek ki yakışmıyor ettiğin.
İstanbul… Yedi Tepe Şehri. Saymacasına bakınca şehrin kuvve-yi maneviyesine dair iki özellik tebarüz ettiriyor bu tepeler. Şehrin mührü, ümera-vüzera takımının elinde olsun ve kalsın istenmiş galiba. Bu birinci özelik. İkincisi de şu ki, “bu kadar mühür yeter”.  >>>

61. Pozitifler, makbuller, muhafazakarlar şehri mi teklif ediyormuşum!..
Ne kadar da cezbedici kelimeler değil mi; pozitif, makbul, muhafazakar? Fakat mafevkimde hiçbir ihtiyar değerleri yok. Çünkü…  >>>

62. İnsan insanın yurdu ise arz vatandır ve şehir de vatanın direği…
Namaz dinin direğidir. Dine mütenasib vatanın direği şehir ve şehre nisbetle de direk insandır. Bu sayede şehir çöplük olmaktan korunaklıdır. Ancak… şehrinden haberi olanın namazından haberi olur.  >>>

63. Hem hukuksuz hem şehir!.. Olur mu? Oluyor, çünkü terbiyesi hukuksuz.
Kısacası, terbiyesiz. Rab’ten nasipsiz ise rastgeldiğimiz, başka terbiyesiz aramayız. Şehircilik bakanlığı var Türkiye’de. Lakin bir şehir hukuku yok. Eğitim bakanlığı var Türkiye’de. Lakin bir eğitim hukuku yok.  >>>

64. Tahtadan tabanca gıdı bokundan saçma erkeksen kaçma!
Saçma sapandan atılan saçmayla kim vuruluyor ki, niye kaçsın? Bunu bilen guguk kuşu tünediği daldan aşağı hu-kuk  hu-kuk diye ötüyor ya, biz de bir kerameti olmasaydı saçmalarımızdan biri isabet ederdi zahir aldanmasıyla guguktan hukuk talimine koşturuyor, tamiline koşuyoruz kendimizi, birbirimizi.  >>>

65. Angıt bekler ağzı açık gözü suda angut, bu da hukuk!
Hukukun üstünlüğü sloganına bel bağlayanları kendine angut bağlayan bir sistem yürüyor bugün dünyada. Sadece o yürüyor… mu! Hayır ben müminim elhamdülillah ve küfür başkasının mesleği: sadece o yürüyor diyerek kafirler güruhunda yuvarlanmaktan ayıkmalıyım.  >>>

66. Aklı eren orada tırnağı erişen şurada, ben varım bir tek burada.
Rahmetli Anneciğim “aklı eren göle yatsın” derdi. Yanı sıra “tırnağın varsa sırtını kaşı”. Döşek kiminse uşak onundur. Ben annemin döşeğinde doğdum. Onun oğluyum, uşağıyım. Durduğu, dikildiği yerden söyler insan sözünü. Akıl, “bağ”dır, “bağlantı”dır, “bağıntı”dır.  >>>

67. Sanrı’dan tanrı’ya sancı’dan tanrıcığa, kandırıdan kandırıcıya kurtarıcıya!..
Kandırıdan kandırıya, kurtarıcıdan kurtarıcıya fark var.  >>>

68. Ahlakın izahı cazibesinde fikrin sihri dölünde.
Vicdan ile Zikir münahecesidir bu cümle. Vicdan nedir?: Ahlak izahını cezbedici bulmak halidir. Zikir nedir?: Fikrin sihrini döl bellemektir. Cezbesi olmayanın dölü tutmaz yani.  >>>

69. Uydun mu uyudun mu? Bu muydu uydurum, uyduruk? Uydu mu boyunduruk!..
Boğaz Köprüleri birer gerdanlık mı yoksa üç kat boyunduruk mu? Belki de boynumuza atılmış üç kat kementtir ha!.. İki kıyıda birbirine bağladığı yolların hiçbiri de Türkiye Karayolu değil. Intercontinental Road.  >>>

H: BİLİŞİM-BİLGİLEŞİM ARASINI TEFRİK EDEN BİR MAHAL OLARAK MEKAN, ŞEHİR VE İNSAN

70. Şu ikisi benimle konuşabiliyor ama birbirleriyle konuşamıyorlar!
Konuşukluk (bir telmihle) “eşitlik” demek olsun. Bu halde “şu ikisi benimle eşit ama birbirleriyle eşit değil” şeklinde kurabiliriz başlık cümlemizi, değil mi? Değil.  >>>

71. Bir karar yerinden bir veda yerine fasıl fasıl tek bir candan neşettir şehir.
Bir ‘müstekarr’dan bir ‘müstevadd`’a fasılalar halinde inşa edilerek tek bir candan cana gelen şehir, helakın mı halkın mı ispatıdır? Kur’an-ı Kerim, En’am Suresi, 98. ayetinden mülhem cümleyi başlık yaptık. Şehir bir felektir.  >>>

72. Türkiye bilgileşim portalleri (şehir bilgi rafinerileri).
TANIMI: Kamunun, işletmelerin, hanelerin, bireylerin ve direk yahut dolaylı ilgisi bulunan…  >>>

73. Kör olmayana göz aydınlığı: bir bilişsel mekan olarak şehir.
“Bir zamanlar İbrahim de: “Ey Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!” demişti. Allah: “İnanmadın mı ki?” buyurdu. İbrahim: “İnandım, fakat kalbim iyice yatışsın diye istiyorum (mutmain olmak istiyorum).” dedi.”  >>>

74. Şehrin hangisini üstün tutuyor, bilgiyi mi cevheri mi?
Radyum cevherli cisimler etrafına şavkımaktadır, bilirsiniz. Bu cismin bir karanlık odada tek taş olarak dururken etrafı aydınlatışı sınırlı ve sabittir. Fakat ondan daha çok adette varsa o odada, tek başlarınayken yaydıkları ışık artacaktır.  >>>

75. Şehir “şen ağırdır erken” diyerekten yücelemez.
Halka (belki hiç belki ilk planda) tatmin edici gelmeyeceğini bile bile yaratıcısı oldukları bilgileri “yalın yahut bileşik” okumak imkanı veren rafenerileri önermekle yanlış mı yapıyormuşum!  >>>

76. Ne diyor ikisi?: hepiniz beni mesut etmeyecekseniz, yakarım!
Mazbatası halkın “iradesi”ne istinat ettirildiği için “umeranın amiri” olan Başbakan “yolsuzluk mesele değil” diyor. Mesele “paralel devlete azmedilmedir” diyor.  >>>

77. Neva ve nefa menbaıdır şehir, halaskar lazım değil.
İnsan-ı Kamil… Değil Midir Ki Latif-i Şerif Şehir Eğer Sefailin Sefil Dolupdurur Her Yer.  >>>

78. Şehirler niyetlere göredir; deneyin, gözlemin değil terbiyenin konusudur.
Türkçe’ye tercümesi parça parça yapılan ve orada burada dağınık duran yazılardan biri de Galileo’nun şu kitabındandır:  >>>

79. Şehir nedir? Kent nedir? “medine” bir özel isim mi yoksa terim mi!
Şehri, “şu demek olur ki” babından tarif ve takdim ettik bu yazıya kadar, zaten. Dönün önceki yazılara bakın diyebilirim. Yahut bir kısacık ifade ile hatırlamanıza yardımcı olabilirim. “Şehir olumlu anlamıyla anılmaya… hem fiilde hem idrakte mihenk edinilmeye layık ve yeter seviyeye yükselmiş iskanın adıdır”.  >>>

80. Ne Allah’ı sıfatlarıyla ve fiilleriyle ne de insanı ve şehri tertip vahdete uyar.
İnsan hassaından işitmek, görmek, kokmak biri diğerinden üstte/altta telakki edildikte saçma sapan hallerin zuhurunu ön almak muhaldir.  >>>

81. İki yalanın arasında kaldı şehir: “sorumsuzu” yetkili tutan ve “hukuksuzu” etkili kılan.
Kanunlar habire değiştiriliyor. Biri kaldırılıyor biri getiriliyor. Ama tutmuyor, beğeni duyurmuyor mütemadiyen. Şu içinden çıkılmaz hallere de “kanun enflasyonundan” dolayı düştüğümüzü ihsas ederek, ezberden, “hukukun üstünlüğü”ne itimattan başka çare yok tedavisi öneriliyor.  >>>

82. Beykoz’da yetişen yok mu da Beykoz’a yetişen çıkmıyor!
Bugün Türkiye “savrulanlar diyarı” olan şehirlerin güdümünde sürüklenmenin sancısını çekiyor. Beykoz örneğinde, manzaranın bu surette olduğunu ispat etmek gayet mümkün.  >>>

83. Bir senet bir amed: şehir istinat, insan itimat.
Bir işin önce hak ve neticesinin hayırlı olduğuna inanılmasına bakılır. Bu ümit dediğimiz şeydir.  >>>

84. Düdüklerin, hödüklerin, güdüklerin cebinde şehir.
Yönetici olmak istiyorsun, hazır yöneticilerin kötü işlemesinden şikayetçi olduğun halde, sözüm geçmiyor diye susup duruyorsun ama.  >>>

85. Şehre vaziyet edişimizin yeni raconu: büyükşehir maslahatı ne emrediyor!
Yeni Büyükşehir Yasası kısadan keseden söylemiyor, demek ki bendenizin tebliğ etmesine bırakmış yasa koyucu. Yasanın hatimesine birkaç paragraf ekleyivereyim öyleyse:  >>>

86. Yobaz kimdir biliyor musunuz?..
Yobaz, “sakınmalıyız dediği şeyler ile özenmeliyiz dediği şeyler arasını tefrik edemeyen” kişidir. Beykozlu’ya önayak olmak azmiyle arz-ı endam eden nice kişi aslında Beykozlu’nun yediği dayaktan sorumlu olanların karakteristiğini haizdir maalesef.  >>>

87. Şeytan kimdir biliyor musunuz?..
Şeytan, “sorumluluk yüklemeksizin vaat saçarak” insanları ayartan bir mahluk karakteristiğidir.  >>>

88. Medineyi tefeül-teşeüm arasına sıkıştırmaya medeniyet denir.
Hepten ne mal olduğu bilindi Zaten o mal doluydu salında.  >>>

89. İstanbul belli ki müslüman şehri olmaktan çıkmıştır.
Şehirlerimiz… özellikle büyük (!) şehirlerimiz “namazı terketmemek, ihmal etmemek” emir ve nasihatlerine kat’iyetle ve kat’iyetle uygun değildir bugünkü günde maalesef.  >>>

I: SONSÖZ

İşte sorun, sorun işte.   >>>


Mahal Üçlemesi: Mekan, Şehir, İnsan“, Tahsin Yılmaz, 2013 Haziran – 2015 Şubat, Beykoz
https://bilgitoplumu.wordpress.com/tahsin-yilmaz/

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s